KARTAL’IN SAHİLLERİNDEN LİMAK LİMRA’YA UZANAN EFSANE BİR YOLCULUK: DİNÇER SARIKAYA!

Halil ÖNCÜ (ANTALYA) - Bazı hayatlar vardır ki, sadece yaşanıp geçilmez; adeta bir dönemin hafızasını, bir sektörün doğumunu ve gelişimini omuzlarında taşır. İstanbul Kartal’ın henüz bostanlarla çevrili sessiz sahillerinden başlayıp, Türkiye’nin dört bir yanında iz bırakan, otelciliği sadece bir meslek değil bir yaşam biçimi olarak benimseyen bir çınardır Dinçer Sarıkaya.

KARTAL’IN SAHİLLERİNDEN LİMAK LİMRA’YA UZANAN EFSANE BİR YOLCULUK: DİNÇER SARIKAYA!

O'nun hikayesini dinlerken sadece bir otelcinin başarı basamaklarını tırmanışına tanık olmuyorsunuz; Türkiye turizminin ezberlerini bozan ilklerine, geçmişin o samimi, vefalı ve insan odaklı ruhuna doğru nostaljik bir yolculuğa çıkıyorsunuz. Çorapta saklanan ilk maaşlar, dünyada ilk kez boyanan trafolar, Manchester mahkemelerinde sergilenen o zarif duruş ve en önemlisi; insana dokunmanın o eşsiz gücü...

Dinçer Sarıkaya’nın bu hikayesi, yarım asırlık bir tecrübenin, azmin ve turizme adanmış saf bir sevginin özeti. Şimdi, bu nostalji kokan ve hatıralarla dolu yolda o anıların kapısını aralıyoruz.

Kartal’ın Sakin Sokaklarından Darüşşafaka’ya Uzanan Çocukluk

Kartal’ın henüz bostanlarla çevrili, denize varmanın birkaç dakikalık sakin bir yürüyüşten ibaret olduğu o eski İstanbul günleri, hayatın en saf ve öğretici adımlarının atıldığı yerdir. Sınavla kazanılan köklü bir yatılı okulun kapısından içeri giren genç bir zihnin, öğretmeninin gördüğü bir tek kıvılcımla nasıl geleceğe hazırlandığını  Dinçer Sarıkaya şöyle anlatıyor:

25 Nisan 1959 tarihinde İstanbul Kartal’da doğdum. O dönem Kartal bomboştu; evimiz denize sadece beş dakika mesafedeydi, bostanların arasından geçerek denize giderdik. İlkokulu Kartal Vedat Eczacıbaşı İlkokulu’nda okudum; denizle olan iç içeliğimiz o yıllarda başladı.

11 yaşındayken babamı kaybetmiş olduğum için 1970 yılında, sınavla Darüşşafaka Lisesi’ne girdim. İlkokul öğretmenimiz "Bu çocukta bir cevher de var" diyerek beni teşvik etmişti. Binin üzerinde  öğrenci arasından 14 üncü olarak girdiğim bu yatılı okulda, zorunlu olarak iki yıllık hazırlık sürecinde, tüm dersleri İngilizce olarak okuduk. Hayatımı şekillendiren o ilk adımlar, işte bu köklerin üzerinde yükseldi.”

Suadiye Oteli ve Unutulmaz Ünlüler Dönemi

Yarım asırlık turizm maratonunun ilk tuğlaları, Anadolu Yakası’nın o döneme damga vuran efsanevi otelinde döşenir. Spor dünyasının dev isimlerinden sanat camiasının parlayan yıldızlarına kadar pek çok özel konuğu ağırlayan o nostaljik koridorlar, genç bir çalışanın zihninde unutulmaz hatıralar bırakır. Mesleğin ilk gıcır gıcır kazancının duygu dolu hikayesini Dinçer Sarıkaya şöyle anlatıyor:

“1974 yılında, henüz 14-15 yaşlarındayken Suadiye Oteli’nin santralinde mesleğe adım attım. Anadolu Yakası’ndaki tek otel olan Suadiye; adalardan gelen Musevileri, kalburüstü turistleri ve dönemin en parlak simalarını ağırlardı. Fenerbahçe futbol takımı kampını orada yapardı; teknik direktör Necdet Niş ve Fenerbahçeli Cemil Turan gibi isimler hep otelimizde konaklardı.

Yaz tatillerinde santralden resepsiyona geçtim; 17-18 yaşında shift lideri olmuştum. Kadıköy’deki Saksonyalılar Gazinosu’ nda sahne alan Muazzez Abacı, Nilüfer ve Rıza Silahlıpoda gibi değerli isimler daima bizim otelde kalırdı.

Turizmdeki ilk kazancımı ve unutulmaz anımı hala hatırlarım. Suadiye Oteli’nin genel müdürü Süleyman Kaptanoğlu bana ilk maaşımı 5 liralık desteler halinde vermişti. O gıcır gıcır paraları nasıl taşıyacağımı sorduğumda, "Sen bunları çoraplarının içine koy" demişti. Kartal’a giden banliyö treninde paralar çorabımın içinde şıkır şıkır sallanırken duyduğum heyecan, bu mesleğe duyduğum aşkın ilk mühürü oldu.”

Güvenilirlik ve Bir Gazeteciye Verilmeyen Dosya

Genç yaşta kazanılan en büyük servet dürüstlük ve sarsılmaz bir aidiyet duygusudur. Ünlü bir futbol takımının gizli emanetine gözü gibi bakan, teklif edilen paralara sırt çevirip takdir gören o karakterli duruşun arkasındaki detaylar ise oldukça dikkat çekici:

“O genç yaşta edindiğim en büyük erdemlerden biri güvenilirlikti. Fenerbahçe’nin Suadiye Oteli’nde kamp yaptığı dönemde, teknik direktör Necdet Niş antrenmana giderken bir dosya bırakmış ve "Bu dosya sende kalsın, kimseye verme" demişti. Meğer o dosyada futbolcuların primleri ve maaşları yer alıyormuş.

Olayı takip eden bir gazeteci resepsiyona gelip bana bir tomar para uzatarak o belgeleri istemişti. Yatılı okulda okuyan, paraya ihtiyacı olan bir genç olmama rağmen o parayı geri itip, belgeleri de vermemiştim. Döndüğünde Necdet Niş sırtımı sıvazlayıp "Aferin" dedi. Gazeteci ise bana sitem ederek "Ne ketum adammışsın" demişti. Turizmde başarılı olmanın ilk ve en temel kuralı, işte o güveni sarsmamaktır.”

Ankara Üniversitesi, İhracat Macerası ve Tarihi Bir Vize Anısı

Ülkenin siyasi çalkantılarla sarsıldığı zorlu dönemlerde okuluna ara vermek zorunda kalan, ancak dil avantajıyla iş dünyasının sert ama heyecanlı sularına atılan bir gencin uluslararası maceraları hiç bitmez. İsviçre’nin yıllar geçse de değişmeyen sokaklarından,  Dışişleri koridorlarında sallanan o kurtarıcı sarı zarfa kadar uzanan anıları Dinçer Sarıkaya şöyle anlatıyor:

“1978 yılında Darüşşafaka’dan mezun olup Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi İspanyol Dili ve Edebiyatı’ nı kazandım. 1978-1980 yılları arası Türkiye’nin siyasi çalkantılarla boğuştuğu, sağ-sol olaylarının en yoğun olduğu dönemdi. Okul bölgesinin alt tarafı sağcıların, üst tarafı solcuların kontrolündeydi. Okumak zorlaşınca kaydımı dondurmak zorunda kaldım.

Tam o günlerde kurulan büyük bir ihracat şirketinde dil avantajım sayesinde müdür olarak göreve başladım. Tansu Çiller’in olduğu dönemde, Gümrük Birliği’nin ardından yurtdışı maceramız başladı. Akredite hesap açmak için İsviçre’nin Zürih kentine gittim. Patronuma "Ben burada kalmaya karar veriyorum" dediğimde, "Ben İngilizcenin “i” sini bilmiyorum, bu işi bitirmemiz lazım" diyerek beni Türkiye’ye geri çağırdı. Aradan 46 yıl geçtikten sonra aynı yerleri tekrar ziyaret ettiğimde, İsviçre’nin hiç değişmediğini, kaldığım yerlerin aynı durduğunu gördüm. Zamanında, doğru bir tespitte bulunmuştum.

Aynı firmayla Suudi Arabistan’a meyve sebze ihracatı için 8 tır gönderdik. Tırların iki tanesi kaybolmuş; ikisi Irak’a iltica etmiş, ikisi de parçalanarak satılmıştı. Kalan Paramızı almak için Suudi Arabistan’a gitmem gerekiyordu ancak vize alamıyordum. Sabah beşlerde kapılarda sürünürken bunu aşmam gerektiğini düşündüm; yaşım henüz 23 civarındaydı.

Ankara’da Dışişleri Bakanlığı’na çıktım ve durumu anlattım. Bana sarı bir zarf hazırlayıp verdiler. Suudi Arabistan Büyükelçiliği kapısında, o zarfı salladığımda vizeyi ve pasaportu hemen verdiler. Suudi Arabistan’a gidip paramızı tahsil ederek şirketi kurtardım. Otelciliğin yanı sıra hayatım böyle maceralarla da doluydu.

Ankara Best Otel ve Sektöre Getirdiğimiz Yenilikler

Gündüzleri okul ve ders kitaplarıyla, geceleri ise otel koridorları ve canlı müziğin nabzıyla geçen yoğun bir tempoda, sektöre yepyeni yenilikler kazandırmanın heyecanı yaşanır. Türkiye’de ilk defa uygulanan limitsiz içecek konseptinden  protokol kokteyllerine kadar uzanan o yaratıcı dönemde Dinçer Sarıkaya yine ilklere imza atar:

“1985 yılında Ankara Best Otel’e gece müdürü olarak girip, dondurduğum okulu bitirmek için yeniden kolları sıvadım. Gündüz okul, gece otel derken okulu başarıyla tamamladım. Ardından 8 aylık kısa dönem askerliğimi tamamlayıp döndüğümde, otel sahibi Sn. İrfan Köksalan beni yiyecek içecek müdürlüğüne getirdi. Bu sırada, aynı okulda ve aynı sınıfta okuyan, sıra arkadaşım, Aysun ile tanışıp hayat arkadaşı olduk. Bir kızımız Sera (1993) ve oğlumuz Sarp (1998’) dünyaya geldi. 

Best Otel’de, TRT’nin tam karşısında, yerine göre tüm salonlarda ve restoranlarda canlı müzik yapıldığı çok hareketli günler geçirdik. Darüşşafaka’da; gitar, bağlama, akordiyon ve piyano çalmış biri olarak müziğe olan ilgim buradaki organizasyonlara da yansıdı. İrfan Bey’le birlikte projeyi büyüttük. O dönem yeni yeni başlayan catering hizmetleri için Atakule’ye dahi açıldık.

Dönemin projelerini yürüten Murat Karayalçın’ın ablası rahmetli Ayten Karayalçın ile dostluk kurduk. Ona çıkarak türünün ilk örneği olan "limitsiz içecek" konseptli düğün ve kokteyl programını başlattık ve bu sistemi oturttuk. Kına gecelerinden VIP protokol kokteyllerine kadar pek çok ilke imza attık. 

Antalya’ya Göç ve Trafoları Boyatarak Tarihe Geçen Bir Genç

Ankara’nın temposundan Akdeniz’in sıcak ve kucaklayan atmosferine geçiş, yeni bir hayatın ve çılgın fikirlerin de kapısını aralar. Valiliğin arkasındaki sokakları canlandıran ilk şeker dükkanından, belediye başkanının izlediği o dünyada bir ilk olan trafo boyama macerasına kadar renkli anıları Dinçer Sarıkaya şöyle anlatıyor:

“1989 yılında Osman Ayık’ın davetiyle Antalya’ya, Şampiyon Tatil Köyü’ne adım attım. Yaz aylarında otelde çalışırken, kış aylarında eşimle bu işi yürüttük. Eşimle birlikte valiliğin hemen arkasında Antalya’nın ilk şeker evini ("Şekerci Bruno") açtık. Şeker Bayramı’nda açtığımız dükkanın önünde kuyruklar oluştu, muhteşem bir ciro yakaladık. Ancak herkes şekerci açmaya başlayınca konsepti değiştirip Coffee-House yaptık.

Yine o yıllarda, valiliğin arkasında, hemen dükkanın önünde çürümüş, is, pas içinde, tehlikeli bir trafo vardı. Darüşşafakalı sosyete ressamı arkadaşım  Burhan Kum ile birlikte fırçaları ele aldık ve dünyada ilk defa bir trafoyu boyatan kişiler olarak  “Who is Who?” adlı dünya basını olan yıllık kitaba girerek dünya tarihine geçtik. Pazar günü boyama yaparken dönemin Belediye Başkanı Hasan Subaşı yanımıza yaklaşarak bizi izledi. Ertesi gün valiliğe çağrıldığımızda Başkan Subaşı, "Gençler bu projeyi çok beğendik, bunu sizden alıp, okullara verip öğrencilere sosyal aktivite olarak yaptıracağız" dedi. Eee, toplum ve öğrenci menfaati devreye girince, ticari beklentilerimizi feda ettik. Şu anda tüm dünyada trafolar boyanıyor. O, Coffee-House’u daha sonra dönerciye çevirdik; Ankara’daki, Piknik gibi, rus salatalı olarak, günde 1000 sandviç döner sattık. Ardından Antalya’da ilk defa yılbaşı dönemi hindi döner  ve balık döner konseptini başlattık. Bu da Pınar şirketinin Hindi Döner’i bizimle keşfetmesini sağladı.”

Profesyonel Otelciler Derneği, SKAL ve KETOB Dönemi

Antalya’da turizmin kurumsal bir yapıya kavuşmasında öncü rol oynayan, sivil toplum örgütlerinin kurulmasında ve zorlu kriz dönemlerinde omuz omuza vererek liderlik eden bir meslek insanının sivil toplum yolculuğu ise yine bambaşka bir boyut taşıyor.

“Şampiyon Tatil Köyü’nden sonra Belconti Otel’de Yiyecek İçecek Müdürlüğü  görevlerinde bulundum (1998-2000). Bu süreçte Osman Ayık ile birlikte Profesyonel Otelciler Derneği’nin (POYD) ilk kurucularından olduk. Antalya’nın sıcak atmosferine alışmış, şehri kucaklamıştım. Belconti maceramız sona erdiğinde, 2000 yılında, Limak Şirketler Grubu ile yollarımız kesişti.

Hakan Saatçioğlu ve Kaan Kavaloğlu ile birlikte uzun soluklu bir yolculuğa başladık. 2002’de Limak Atlantis Otel’in açılışında Kaan Bey’le birlikte görev aldık; 2013 yılına kadar Limak Atlantis’te Genel Müdür’ lük yaptım. Ardından Limak Limra Otel’e Genel Müdür olarak atandım.

Bu süreçte sivil toplum kuruluşlarında da aktif rol aldım. 2007-2009 yılları arasında uluslararası turizm örgütü olan Antalya SKAL KULÜBÜ’ nün Başkanlığını yürüttüm. Sonrasında Kemer Turistik Otelciler Birliği (KETOB) başkanlığı görevini üstlendim. Pandemi, deprem ve yangınlar gibi tarihin en zor günlerinde, atanmışlar ve seçilmişlerle birlikte, omuz omuza vererek büyük bir dayanışma örneği sergiledik.”

Manchester Mahkemesinde Kutsal Kitaba El Basan Bir Genel Müdür

Uluslararası bir otelde yaşanan talihsiz bir kaza sonrasında İngiltere’de mahkeme salonuna kadar uzanan, hakimin dini inanç sorusuna verilen o zekice ve tarihi cevabın romansı anlarını Dinçer Sarıkaya’dan dinliyoruz:

Limak Atlantis’te görev yaparken başımızdan unutulmaz bir olay geçti. Otelimizde tatil yaparken alkollü olduğu için düşerek, omuzunu kıran bir İngiliz misafir, memleketine döndükten sonra aleyhimize 30 bin Pound’luk bir tazminat davası açmıştı. Thomas Cook adına mahkemeye şahit olarak İngiltere’ye, Manchester yakınlarındaki Chester kasabasına çağrıldım.

Mahkeme günü salona girdiğimde sağ tarafımda 15 kişilik jüri ve karşı tarafın avukatları, sol tarafımızda ise 15 kişilik bizim heyet yer alıyordu. Hakim bana dönüp "Siz Müslümansınız değil mi?" diye sordu. İngilizce sorduğu için, elhamdülillah yerine, İngilizce olarak"Evet, Müslümanım" dedim. Hakim, "Mahkememizin kuralıdır, kendi dininizin kutsal kitabına el basmanız gerekir ancak yanımızda Kuran-ı Kerim getirmedik" dedi. O kadar yol gitmiştim ve bu detaya takılmak istemiyordum.

Hızla düşünerek ayağa kalktım: "Müsaade ederseniz, bizim için Allah birdir, tüm peygamberleri ve kutsal kitapları tanırız. Mahkeme uygun görürse ben İncil’e el basarım" dedim. Mahkeme heyeti ve avukatlar şaşkınlıkla birbirine baktı. Karşı tarafın, Kadın avukatı "Bizim için uygundur" dedi.

Bir saatlik ifadenin ardından verilen çay kahve molasında, karşı tarafın avukatı yanıma gelerek: "Mr. Dinçer, sizinle tanışmak bir onurdu. Öyle bir dini duruş sergilediniz ki mahkemeyi çok etkilediniz, bu davayı kesinlikle siz kazanacaksınız" dedi. Gerçekten de davayı kazandık. Belki de mahkemede İncil’e el basarak ifade veren ilk Türk otel yöneticisi olarak tarihe geçtim.”

Turizme Adanmış Bir Ömür ve Gençlere Tavsiyeler

Yarım asırlık tecrübenin süzgecinden geçen, mesleğini aşkla yapan ve genç kuşaklara bilgiyi her şeyin üstünde tutmalarını öğütleyen bu eşsiz yolculuğun felsefesini Dinçer Sarıkaya şöyle aktarıyor:

“İyi ki bu mesleği seçmişim; çünkü turizm her saniyesi birbirinden farklı geçen, yaratıcılığa açık ve insanın insana dokunduğu eşsiz bir sektördür. Otelde dolaşırken sergilediğiniz hafif bir gülümseme, orada konaklayan binlerce insanın gününü pozitif yönde etkiler. Mutsuzluk, insanı sevememekten kaynaklanır; oysa bu meslek sevgisiz yapılamaz.

Mesleğe yeni başlayan gençlere en büyük tavsiyem şudur: “Parayı ikinci planda tutup bilgiyi ön plana alırsanız, kazancınız da huzurunuz da katman katman geri döner. Kafanızı bilgiyle doldurun,  çünkü zaten dolu kafanız sizi geleceğe taşıyacak ve de cebinizi dolduracaktır. ”

Kartal’ın sahilinden başlayıp Ankara’nın simge otellerine, Antalya’nın ilklerine ve Limak Limra’nın zirvesine uzanan bu hikaye; azmin, inancın ve dürüstlüğün asıl başarı anahtarı olduğunun en güzel kanıtıdır.

“Bir işin nasıl yapılacağını bilen her yerde iş bulur, ama niçin yapıldığını bilen patron olur... Önce nasıl’dan başlayıp, niçin’e varmak gerekir.” 

1990 yılında evlenen ve iki çocuk sahibi olan Dinçer Sarıkaya’nın yarım asra yakın turizm maratonu, duvara tuğla tuğla örülmüş bir kariyerden çok daha fazlası; insana, vefaya ve bu toprakların misafirperverliğine adanmış bir ömrün özeti. Çorabına sakladığı ilk maaşın heyecanından Manchester mahkemelerinde kurduğu o gururlu köprülere, boyadığı trafolardan zihinlerde iz bırakan gönül bağlarına kadar her anı, mesleğini yüreğiyle yapanların asla unutulmayacağını fısıldıyor.

Kartal’ın bostanlarından bugün Akdeniz’in turizm zirvesine uzanan bu hikaye; fırçasını sevgiden, pusulasını dürüstlükten alan herkese ilham vermeye devam ediyor. Çünkü turizm, sadece otelleri doldurmak değil; insan kalbinde silinmez izler bırakmaktır.