SAMSUN ALAÇAM İLÇESİNDEKİ, KASAP DÜKKÂNINDAN TURİZMİN ZİRVESİNE: ‘METİN PELTEK’
Halil ÖNCÜ (ANTALYA) - 1967 yılında Samsun’un Alaçam ilçesinde, kasap dükkânında geçen çocukluk yıllarından uluslararası otel zincirlerinin zirvesine uzanan sıra dışı bir başarı hikâyesi...
Geleneksel bir esnaf ailesinin evladı olarak hayvancılıkla büyüyen, üniversite sınavlarında kaderini değiştiren bir yönlendirmeyle otelcilik sektörüne adım atan Metin Peltek, alın teriyle, fedakârlıkla ve vizyoner bir bakış açısıyla yazılan yarım asırlık bir turizm ömrünün kapılarını aralıyor. Bu yazı; dünden bugüne değişen turizm anlayışını, anılarla dolu otel koridorlarını ve bir meslek aşığının hayat felsefesini gözler önüne seren nostaljik bir yolculuk...
Kasap Dükkânından Turizme Uzanan Beklenmedik Yolculuk
Her büyük hikâyenin ardında beklenmedik tesadüfler ve hayatın akışını değiştiren dönüm noktaları vardır. Çocukluk yıllarında turizm kelimesinden tamamen habersiz, kasap dükkânında hayvan peşinde koşan bir Anadolu çocuğunun, bir arkadaş tavsiyesiyle hayatını nasıl şekillendirdiğini ve otelcilikle ilk temasını Metin Peltek şu samimi sözlerle anlatıyor:

"1967 yılında Samsun'un Alaçam ilçesinde doğdum. Esnaf bir kasap ailenin çocuğuyum. Lise sona kadar hayvancılıkla uğraşan, hayvan peşinde koşan, kasap dükkânında yazları çalışan hayvan yetiştiren bir ailenin çocuğuydum. Üniversite seçme ve yerleştirme sınavları yaklaşıyordu. O süreçte Samsun'a hazırlık kursuna gidip geliyordum; 15 günlük bir kurs için gitmiştim. O dönem askeri sınavlar da olmuştu, yine bir gün Samsun'a gitmiştim. O sınav için gittiğimiz zamanda Samsun'da belediye oteli vardı, ilt katında ise belediye hamamı. İlk otel tecrübem orası olmuştu; sabun kokulu bir gece de orada kalmıştım, ilk defa oteli orada görmüştüm. 1983 yılıydı, ondan önce hiç otel diye bir şey bilmiyordum, görmemiştim, kalmamıştım."
Hayatın akışını belirleyen tercihler anından ziyade bazen tesadüfi yönlendirmelerle şekillenir. Siyasal bilgiler ya da basın yayın bölümlerinin popüler olduğu o yıllarda, doğru rehberlikle atılan o beşinci tercih, yepyeni bir sektörün kapılarını aralamıştır:
"Üniversite sınavından sonra tercih yapmamız gerekiyordu. Bütün arkadaşlar o dönem çok revaçta olan basın yayın bölümünü yazıyordu; o zaman televizyon ve basın çok meşhurdu, gelecekte basında iş olacağı görülüyordu. Siyasal bilgiler de yazılıyordu, bütün arkadaşlarımın tercihi basın yayın oldu. Ben de tabii onlarla aynı şekilde karar verdim. Teyzelerim ve dayılarım öğretmendi ama bizi yönlendirecek kimse yoktu. Sonra bir arkadaşım —en son New York Hürriyet Temsilcisi olan Razi Canikligil ortaokuldan ve liseden arkadaşımdı— bana otelcilik yazmamı söyledi. 'Otelcilik yaz' dedi. Ben de 'Ne yapacağız ki otelciliği?' diye sordum. 'Bak, müdür olursun, elemanların olur' dedi. O dönemde otelcilikle ilgili herhangi bir merakım da yoktu, turizmle alakalı hiçbir bilgim yoktu. Ben de ilk 4 tercihim basın yayın olmak üzere, beşinci tercihe otelciliği yazdım. Bu arada hayvancılıkla uğraştığım için veterinerliği de istiyordum. Razi'nin yönlendirmesiyle turizm işletmecilik ve otelcilik olarak Nevşehir'i yazdık. Nevşehir de ilk defa açılacaktı, o dönem ilk öğrencilerinden biri de biz olacaktık."

Büyük şehir tecrübesi olmayan, ailesiyle bile ancak kısıtlı seyahatler edebilmiş genç bir Anadolu çocuğunun Nevşehir'e uzanan maceralı ve bir o kadar nostaljik ilk üniversite günleri ise hafızalardan silinmeyecek detaylarla doludur:
"Hiçbir fikrim yok tabii, Erciyes Üniversitesi Kayseri merkezindeydi, otelcilik Nevşehir'de gözükmüyor, Erciyes Üniversitesi'ne bağlıydı. Bulunduğumuz bölüm ilk açılan bölümdü ve ilk öğrencileri olduk. Hayatta çok bir yerlere gitmemiş, Samsun'a giderken bile ebeveynleriyle beraber giden bir kişi olarak düşünün beni. O konumdayken büyükbabamın elini tuatarak 1984 yılında Nevşehir'e gittik. Kazandığımı öğrendiğimde ne düşündüm diye soracak olursanız; sadece kazanmanın sevinci vardı, 'turizm olmuş şu olmuş' diye bakmadım. Arkadaşlarımdan Razi basın yayını kazanmıştı, Ali arkadaşım da basın yayını kazanmıştı. Ben 4 yıllık bir üniversite olduğu için iyi bir yer kazandığımı düşünmüştüm, 4 yıllık olunca havamız vardı. Büyükbabam elimden tutup çocuk gibi Nevşehir'e birlikte geldi. Ortada okul yok, bir şey yok; Nevşehir'e ilk defa gidiyorum ve büyükbabam götürüyor. Annemin babamın işi olduğu için, dış işlerle genelde büyükbabam ilgileniyordu, çok sevilen ve sayılan bir esnafdı, Dedemin adı Kasap Mustafa idi Pala Mustafa da lakabıydı., biz aile boyu ilçede kasaplıkla uğraşırdık."
Okulun henüz fiziki binasının dahi bulunmadığı, sanayi sitesindeki çıraklık eğitim merkezinde başlayan o zorlu ama samimi eğitim yılları, geleceğin turizm liderlerinin temellerini atmıştır:
"Nevşehir'e gittiğimizde 'Daha okul açılmadı' dediler ve bizi Kayseri'ye gönderdiler. Oradan Kayseri'deki üniversiteye gittik, kaydımızı yaptırdık. Kayıt yaptırırken dışarıda benim dedemle bir arkadaşın babası karşılaşmışlar, sohbet etmeye başlamışlar. Durmuş Doğan arkadaşımın babasıyla benim dedem bir araya gelmişler. Biz daha birbirimizi tanımıyoruz, ikimiz de aynı bölümü kazanmışız ve aynı anda kaydımızı yaptırmışız. Dışarı çıkıp büyüklerimizin yanına gittiğimizde aynı okulu kazandığımızı söyledik. Onlar konuşup anlaşmışlar, 'Nevşehir'de bunlara bir ev tutalım, beraber kalsınlar' demişler. Durmuş Doğan arkadaşım da şu anda sektörde önemli görevlere gelmiş önemli otellerde , genel müdürlük yapmış isimlerden biridir, turizmdeki ilk arkadaşım diyebilirim.
Sonra okul başladı, yeni arkadaşlar geldi. Gelen arkadaşların çoğunun evi, yurdu yoktu; Kapadokya'da, Ürgüp'te genelde küçük pansiyonlarda kalıyorlardı; o taş evler, oyma yerler... Yurt yoktu ilk açıldığında. Sanayinin içinde çıraklık eğitim merkezi vardı, oranın iki odası var, üstünde bir kantini ve tuvaleti var; orayı okula çevirmişlerdi, bizim okulumuz oradaydı. Orada başladık, toplam 60 kişi falandık; üçü kız, gerisi erkekti. Yine Sektörün yakından tanıdığı Ali Dede Çoşkuner ,Taner Tan , Hayrettin Saraç, Nihat Yılmaz, Mehmet Şahiner, Beyti Yılmaz ,Salih Kuşluvan, Ziya Doğan, Yaşar Ersoy, Salih Sazak, Edip Uçal, Halil Erkılıç ve daha birçok arkadaşım vardı..."

İngiltere Yılları ve Özgüvenin Doğuşu
Nevşehir’deki mütevazı başlangıçlar, 1986 yılında atılan cesur bir adımla bambaşka bir boyuta evrildi. İngiltere’de geçirilen aylar, dil öğrenmenin ötesinde bir gencin vizyonunu genişleten, ona uluslararası bir özgüven kazandıran hayat okuluydu. Metin Peltek, o dönemin kariyerine olan katkısını şu cümlelerle özetliyor:
"4 yıl boyunca orada okuduk, beşinci yılda büyük bir üniversite binası yapıldı ve oraya taşınıldı.Yeni binayı ancak arkadaşım Salih Kuşluvan dekan oldu ve bizim için diploma töreni yaptı, diplomamı ilk kez 20 yıl sonra elime aldım, Biz çıraklık eğitim merkezinin bulunduğu bölümde okulumuzu tamamladık; sanayinin içinde olan bir yerdi burası. Yani biz Nevşehir sanayisinin içinde okuduk, oradan turizmci olduk.
Okul bittikten sonra, bu arada okul döneminde 1986 yılında İngiltere'ye gittim. Amcam İngiliz Julie yengem ile evliydi, inşaat mühendisiydi kendisi. 1986'da ilk defa yurt dışına çıktım, İngiltere'ye gittim, üç aylık dil kursuna katıldım. Bunun bir ayını İngiliz bir ailenin yanında kaldım, iki ayını da bir restoranın çatı katında geçirdim. Bu süreçten sonra Anadolu'dan çıkmış bir kişi olarak İngiltere'ye gitmiş, İngilizce öğrenmiş, daha özgüvenli ve vizyoner biri haline gelmiştim. Dil olarak da geliştiğim için okulun en popüler öğrencilerinden biri olmuştum."
Yurt dışı deneyimiyle birlikte staj kapılarının açılması, profesyonel turizm dünyasına ilk adımın atılmasını sağlamıştır. Ürgüp de kayadan oyma Eyvan Otelde başlayan staj dönemi aynı grubun Avanos Hotel de devam etmiş oradan kısa sürede Antalya'nın prestijli otellerine taşınmıştır:
"Stajımı Ürgüp'teki Eyvan Otel'de yaptım; ilk orada 15 gün çalıştım, sonra iki arkadaş 'Seni Avanos'a alacağız' dediler. Bir stajyer olarak başladım ama hemen normal bir resepsiyonist gibi görevlendirildim.Bu otelin adı Zelve Oteli idi,o zaman çok meşhur Camel Tour işletirdi. 40 odası falan vardı.İlk sigorta girişim Supreme Aş grubunda oldu. ,Yıllar sonra 2017 yılında Kemerde Miarosa Ghazal Hotelin eski Mabiche oteli devir aldığımızda Arşiv odasında bu şirketle ilgili kayıtlar tesadüfen elime geçtiğinde çok duygulandım tam 30 yıl sonra sigorta giriş kayıtlarım ve maaş bordralarım elime geçmişti.
Avanos Otel'in sahibi, biz orada çalışırken bizi de çok severdi; emekli öğretmen bir abimizdi, ismi Ruşen'di. Ruşen Abi okulu bitirince 'Antalya'ya gidin' diye bize yol gösterdi. 'Orada bir müdür var, onun yanına gidin, o size yardımcı olur' dedi. O kişi Süleyman Özavar'dı, Side Asteria Otel'in ön büro müdürüydü.
Sonra Antalya'ya geldim, onu buldum ve Ruşen Abi'nin selamını ilettim. Yıl 1988'di. Antalya'ya ilk defa 1988 yılında geldim, Side Asteria Otel'e giderek Süleyman Özavar'ı bulduk, yanımda bir arkadaşla birlikte gitmiştik. Süleyman Bey'le ilk görüşmemizi yaptık, bana 'Gel bellboy olarak Side Asteria Otel'de başla' dedi. Ben 'Bellboy olarak başlamam, İngilizcem var, resepsiyonist olarak başlamak istiyorum' dedim. O da 'Tamam tamam, deneyelim' dedi —keşke bellboyluğu kabul etseydim! Resepsiyona başladım, Antalya maceram da böyle başlamış oldu. İlk acemi olduğum için beni gece vardiyasında başlattılar, gece çok yoğun olmadığı için. Sonra normal vardiyaya döndük."

Side'nin turizmdeki ilk öncü yıllarında kazanılan saha tecrübeleri, dönemin ünlü simaları ve Alman turist yoğunluğuyla şekillenen otelcilik günleri, sektöre adını yazdıran usta isimlerin parladığı döneme sahne olmuştur:
"İki sene Side Asteria Otel'de Süleyman Özavar'ın müdürlüğünde çalıştım. O zaman Side'nin ilk 5 yıldızlı oteli Side Asteria'ydı; bir de Titreyengöl'de Kaya Otel vardı, başka da elle tutulur pek otel yoktu, onun dışında 3 ve 4 yıldızlı oteller vardı. Daha çok Almanlar o dönem Side'yi tercih ediyordu, yüzde 90 oranında Alman turist geliyordu. O dönem kapımızda kuyruk oluşturan, yok satan bir otelimiz vardı diyebilirim. O dönem rehberlik yapan örneğin bugün Antalya TÜRSAB BTK Başkanı olan Onur Özer, İbrahim Gürsoy gibi birçok isim acentaların başında olan o dönemin kafa adamları rehberlik yapıyordu. 1990 yılına kadar orada çalıştım, daha sonra kısa dönem askerliğimi yapmak üzere acemi birliği için Denizli'ye, sonrasında Manisa orduevine gittim. Askerlik bittikten sonra Side Asteria Otel'e geri dönüp tekrar başladım. Kısa bir süre sonra, 5-6 ay içinde gece müdürü oldum, bir yıla yakın gece müdürlüğü yaptım."
Krizleri yönetmek, otelin idari ve personel işlerini tek başına sırtlamak ve kışları Almanya'da dil eğitimi alarak kendini geliştirmek, alaylı ile mekteplinin harmanlandığı o efsanevi Oleander Otel yıllarını doğurmuştur:
"Daha sonra o dönem Side Oleander Otel 3 yıldızlı bir oteldi, orada ön büro ve personel müdürü olarak görev yapmaya başladım. 30 odası vardı, 18 tane bungalovu vardı, ayrıca mülk sahiplerinden kiralanan Polatlı apartları vardı (yaklaşık 110 tane civarındaydı). Biz buraları apart tarzı ev olarak veriyorduk; müşteri kahvaltısını ve ekstra yemeklerini otelde yapıyor, snack restoranda yiyip içiyordu, biz de ondan para kazanıyorduk. Böyle bir otele ön büro ve personel müdürü oldum. Burada yaklaşık 7 sezon çalıştım, ikinci sezonumda işletme müdürü oldum.
Oleander Otel yıllarım hayli ilginç geçti. Oleander Otel'de işletme müdürüyüm ama mal alıyorum, banka işlerini yapıyorum, personel işlerini hallediyorum, bordro yapıyorum... Otel yazın açıktı, yazları otelde çalışıyordum, kışın da Almanya'ya gidip Almanca öğreniyordum. Yazın otel müdürüydüm, kışın da Almanca öğrenmek için öğrenciydim; ciddi anlamda Almanca öğrendim. O arada o dönemlerde yönetici yoktu, bizim tarzda yöneticiler çok azdı, hep alaylı insanlar vardı. Okullu olan bizim gibi insanlar çok az olduğu için çok hızlı bir şekilde müdürlük seviyesine geldik. Tabii bunu bilerek değil, iş başında öğrenerek geldik.Yine Oleander yıllarında 1995 yılında Acentacı abim Serdar Akaydın Destekleri ile İspanya Kanarya Adalarında Maspolamasda Green Oasis tatil Köyünde 2 ay Management Training yaptım, müdürlük yaptığım yıllarda bile her zaman yenilik öğrenme adına yapılanlar beni hep dinç tutmuştur. Mehmet Akın Acar vardı Oleander Otel'de, bize danışmanlık yapardı; çok sert bir mizacı vardı, disiplinli bir adamdı, onlardan çok şey öğrendik. Çevrede gördüğümüz diğer ağabeylerden öğrenerek, kışları Almanya'da okuyup dil geliştirerek belli bir yere geldik."

Side’den Marmaris’e: Genç Yaşta Gelen Genel Müdürlük Unvanı
Alaylı ile mekteplinin harmanlandığı, kışları Almanya’da dil eğitimi alıp yazları otel yönettiği yoğun bir çalışma temposu, Metin Peltek’in sektörde hızla yukarı taşıdı. 1997 yılında Marmaris’te genç yaşta omuzlanan büyük sorumlulukları turizmcinin gözünden dinleyelim:
"Sonra yine 1997 yılında, bana ilk işimi veren Süleyman Özavar Öger Tours'un otelleri olan Öger Vista Otelleri'nin Genel Koordinatörü oldu. Vista Marmaris Oteli biraz gecikince, 'Seni Alanya'daki Oassis Otel'e alalım' dediler. Oassis Otel 1167 odalı, inanılmaz büyük bir oteldi. Oraya odalar müdürü olarak gittim, kış boyunca inşaatında çalıştık, gayet iyi bir ekibimiz vardı. Orası açıldıktan sonra ben Marmaris'teki Munamar Otel'e geçtim. Oraya Genel Müdür Vekili olarak geçtim, hemen genel müdürlük yetkisini vermediler ama 6 ay sonra asil genel müdür oldum. Munamar Otel'de ilk Marmaris maceram başlamış oldu, yıl 1997 idi."
Marmaris'te kurulan yeni yaşam, evlilik ve turizm dünyasının simge isimleriyle kesişen yollar, kariyerinde devasa bir sıçrama tahtası olmuştur:
"1998 yılında evlendim; eşim de Samsunluydu, o da Marmaris'e geldi. Kendisi diş hekimiydi, ona orada bir muayenehane açtık, yaşamaya başladık. İki sene sonra gruptan Süleyman Bey ayrılınca, yeni gelen ekiple karşılıklı konuşarak Munamar Otel'den ayrıldık. 2000 yılında 4 yıldızlı Sesin Otel'e ve iki apart otele satış danışmanlığı yaptım O dönem Marmaris Rotary Kulübü ile yakın ilişkiler kurdum, Marmaris'in ileri gelen kişileriyle bir araya geldim. Marmaris'te etkin bir yapımız oluştu; Marmaris ve Antalya acentalarını daha iyi tanıdık. Marmaris'e gelen hemen herkes bizi buluyordu, güzel diyaloglarımız vardı ve iyi bir sosyal çevre yaptık. Sonrasında hiç otelimiz olmasa da Marmaris'te çok güçlü bir ismimiz ve çalışmamız oldu."
Türk turizminin duayen isimlerinden Teoman Ermete ile yapılan ortak çalışmalar ve büyük otel zincirlerinin arkasındaki vizyoner projeler, mesleki olgunluk döneminin en değerli adımlarıdır:
"2000 yılında Sesin Otel'den ayrıldıktan sonra Teoman Ermete ile tanıştım. Teoman Ermete, Merit Otelleri'nin danışmanıydı ve o dönem birçok yöneticinin ilk genel müdürlük hocalarından biriydi; bugün Kaan Kavaloğlu, Cem Uzan gibi isimlerin genel koordinatörlüğünü yapmış birisiydi. Teoman Bey'in kendi işlettiği, Marmaris'in en güzel ve en modern 4 yıldızlı otellerinden biri olan Laguna Otel'in genel müdürü oldum. Üç yıl bu otelin işletmesini yaptım. Teoman Bey o dönem Limak Grubuna ve Cengiz Holding gibi gruplara danışmanlık yapıyordu. Sungate Otel'in yapım sürecinde etkin rol almıştık, Belek'teki Calista Otel'in ve Ankara'daki otellerin danışmanlığını yürütüyordu Teoman Bey. Ben de onun Laguna Otel'deki işletme genel müdürlüğünü yapıyordum. Kolin Grubu'nun da firmalarına danışmanlık yapıyordu. Teoman Bey çok değerli bir üstattı, ondan çok şey öğrendim; turizm adına vizyon katacak etkin bir kişiydi.
Sonrasında 2003'te Çanakkale'ye geldim. Laguna Otel'i işletirken danışmanlık yaptığımız Kolin Grubu'nun Çanakkale'deki otel inşaatı başlamıştı. Projesi tamamlanıp hayata geçirilen, Çanakkale'nin ilk 5 yıldızlı oteli olan içinde spor kompleksleri ve büyük toplantı salonları barındıran dev bir kompleks olan Kolin Otel'e genel müdür olarak geçtim. 2004 yılında oranın açılışında bulundum, yaklaşık bir yıl orada çalıştım."

Çanakkale’den Kemer’e: Dernekler ve Sektörel Liderlik
Kolin Otel ile Çanakkale turizmine ve sivil toplum hareketlerine yön veren Metin Peltek, ardından rotasını yeniden Antalya’ya, Kemer’e çevirdi. Profesyonel otel yöneticiliğinin yanı sıra dernekçilik faaliyetlerinde de en ön saflarda yer alan deneyimli isim, o dönemleri şöyle anlatıyor:
"Çanakkale'de Çanakkale Turistik Otelciler Derneği (ÇATOD)'un kuruluşunu sağladık. Çanakkale Turizzmi o zaman tanıtım dernek bazında yönetiliyordu, Çanakkale Tanıtım Derneği adıyla bir yapı vardı. Çanakkale Otelciler Birliği'nin kuruluşunu gerçekleştirdik ve ilk yönetimde başkan yardımcısı oldum. Bugün Çanakkale turizminde Armağan Aydeğer diye bildiğiniz, Çanakkale turizminin simge isimlerinden olan Hayati Aydeğer'in başkanlığında dernekte görev aldım. Dernek ofisini Kolin Otel'de vermiştim, derneği orada konumlandırmıştık, toplantılarımızı oradaki ofiste yapıyorduk. Dolayısıyla Çanakkale turizminde de kalıcı bir katkımız oldu, derneğin tüzüğünün hazırlanmasında emeğim geçmiştir. Kısa kaldığım Çanakkale'de çok güzel anılar bırakırken, ayrılacağım dönemde Çanakkale kamuoyunun kalmam için imza kampanyası başlatmasını ise hiç unutmuyorum; o günkü gazete küpürlerini hâlâ saklarım."

Antalya'ya dönüşle birlikte Kemer ve Tekirova hattında otel açılışları, bölge turizminin gelişimi ve sivil toplum kuruluşlarındaki aktif roller hız kesmeden devam etmiştir:
"2004 yılında tekrar Antalya maceram başladı. Tekirova'daki Ünsafir Otel'de iki yıl genel müdürlük yaptım, Kemer maceram Tekirova'da Ünsafir Otel ile başlamış oldu. 2006-2008 yıllarında Kiriş Daima Otelin inşaatından açılışına kadar bütün süreçleri yönettim. Yine bu otelde Türkiyede ilk defa yedi bölge yedi ayrı yöresel alakart restaurant temasını başlatan ve uygulayan kişi oldum. Kemer'deki bu süreçte de hep otelciler birliklerinde görev aldım. İlk otelciler birliği çalışmam Marmaris'te Güney Ege Otelciler Birliği (GETOB) ile başlamıştı; o süreçten beri profesyonel otel yöneticileri derneklerine hep üye oldum, sosyal aktivitelerde bulundum. Antalya SKAL Kulübü'ne üye oldum, öncesinde Marmaris'te SKAL üyesi olmuştum. Sosyal konularda ve mesleki gruplarda yer aldığım için geniş bir çevrem oldu. Marmaris Güney Ege Otelciler Birliği'nin gelişiminde rol oynadım; orada Akdeniz Otelciler Birliği'ndeki arkadaşlardan tüzük örnekleri alarak derneklerin gelişimine katkı sundum."

Grand Haber Otel'deki sendikal süreçler, satılmaktan son anda kurtarılan otel mücadelesi ve KETOB (Kemer Otelciler Birliği) başkanlığı döneminde sıfırdan kurulan dernek binaları, yöneticilik kariyerinin en gurur verici kilometre taşlarındandır:
"Daha sonra Kemer Grand Haber Otel'de maceram başladı. Grand Haber Otel'de de 7 yıl çalıştım. Orası Haber-İş Sendikası'nın oteliydi, o dönem otelin satılması gündemdeydi; büyük bir mücadele vererek otelin satışını engelledim ve düzlüğe çıkardık. 7 yıl orada genel müdür olarak görev yaptıktan sonra 2014 yılında ayrıldım. O süreçte Kemer Otelciler Birliği (KETOB) Başkanlığı görevini üstlendim., Merhum Mustafa Çalık abimizden başkanlığı devralmıştım. Kemer Kalite Projesini hayata geçirmek için çok mücadele ettim fakat tam anlamıyla başarılı olamadım. İki dönem başkanlık yaptıktan sonra görevi Tayyar Gül'e devrettim. O dönem KETOB'nun düzgün bir ofisi yoktu; yine Grand Haber otelde bir ofisi sekreterya için ayarlamıştık, sonradan belediyeden yer alarak güzel bir dernek binası kazandırdık."

Kemer, Marmaris, Alanya ve yurt dışı operasyonlarıyla geçen yoğun ve başarılarla dolu koşturmaca, Türk turizminin farklı bölgelerinde iz bırakmasını sağlamıştır:
"2015 yılında Kemer Alkoçlar Otel'in açılışını yaptım ancak uzun süreli bir çalışma olmadı, oradan ayrıldım. 2016 yılında tekrar bir Marmaris maceram oldu, bir yıl boyunca Sentido Orka Lotus Otel'de genel müdürlük yaptım; inanılmaz bir lokasyon ve çok güzel bir oteldi, Ben Marmaris'in en güzel içmeler bölgesi otellerinde Munamar, , Şimdiki ismiyle Quadas (Laguna) ve Orka Lotus’da çalıştım .
2016 yılında Özkaymak Otelleri'nin Alanya koordinatörü oldum. 2017 yılından itibaren ise yaklaşık 5 yıl boyunca Miarosa Otelleri'nin genel koordinatörlüğünü yürüttüm. Bu 5 yıllık süreç içerisinde Göynük’de eski adıyla Ma biche, o dönemki adıyla Gazal Otel'de 4 yıl genel müdürlük yaptım. Sonrasında kısa bir dönem Megasaray Hotels Koordinatörlüğü ile Konyaaltı'nda yer alan Megasaray West Beach Otel'in ve Kayseri Erciyes Kayak Merkezindeki Das 3917 ve Megasaray Erciyes Mount otelin genel koordinatörlüğünü üstlendim ancak kısa sürdü; oraya uyum sağlayamayarak ayrıldım. Çünkü oğlumun ve abimin Amerika'da olmasından dolayı yurt dışında bulunmam gereken bir dönemdi; bu süreçte iki yıl Amerika'da yaşadım. Sonrasında kısa bir dönem Bulgaristan'da iki otelin genel koordinatörlüğünü yürüttüm. Amerika'da turizm dışında ailevi işlerimizle ilgilendikten sonra Bulgaristan dönüşü yeniden Özkaymak Otelleri'nde Satıştan Sorumlu Koordinatör olarak çalışmaya başladım ve halen devam ediyorum."
Sektöre Dair Unutulmaz Anılar ve Yaşanmışlıklar
Yarım asra yaklaşan otelcilik kariyerinde yüz binlerce misafir ağırlayan Metin Peltek, hafızalardan silinmeyen eğlenceli anılarını ve kriz anlarında üretilen pratik çözümleri gülümseyerek hatırlıyor:
"Marmaris Laguna Otel'deyiz, ünlü şovmen Beyazıt Öztürk Marmaris'e geliyor ve bizim otelde konaklayacak. Resepsiyondaki personel kayıt kartını doldurmasını istiyor. Çok tanıdık bir isim ama kayıt kartındaki soruları oldukça esprili yanıtlamış: Baba adı, anne adı, mesleği... Meslek hanesine 'komedyen', geldiği yere 'kara toprak', gideceği yere 'ahiret', beraberindekilere 'eltimle geldim', yakınlık derecesine de 'kaynı' yazmış! Bunları yazmış, çok komik bir anıydı. Hâlâ o kayıt kartı bende durur, o günü hiç unutmam; gerçekten çok gülmüş ve çok farklı bir an yaşamıştık."
Otelcilikte krizler anlık pratik çözümlerle aşılır; bazen bir oda sıkıntısı, misafirlere ömrü boyunca unutamayacağı lüks bir tekne deneyimi hediye etme vesilesi olur:
"Problem çözme konusunda otellerde oda sıkıntısına düştüğümüzde misafirleri mağdur etmemek için lüks tekneler kiralayıp misafirleri teknede ağırladığım olmuştur, Marmaris'te bunu hiç unutamam. Günlük tekneler kiralıyorsunuz, otelde animasyonla çekiliş yapıyorsunuz ve çıkış yapmasına bir gün kalan misafirlere 'Size bir günlük gemi tecrübesi yaşatalım' diye çekilişle bu turu hediye ediyorsunuz. Ertesi gün çıkış yapacak olanları bir gün önceden toparlayıp tekneye bindiriyoruz; o gün yeni gelecek misafirlere de odalar boşalmış ve hazırlanmış oluyor. Misafirler tekneden döndüğünde çıkış yapıyor, yeni gelenler de odalarına girmiş oluyordu. Bu tarz operasyonlar yaptık; bunları şimdi bir başarı hikâyesi gibi anlatıyoruz ama otelcilikte anlık çözüm üretmek her şeyden önemli diye düşünüyorum."

Geçmişin imkânsızlıkları içerisinde, manuel defterlerle yürütülen devasa site kiralamaları ve insan ilişkilerinin ne kadar samimi olduğunu gösteren Side günleri, mesleğin insan dokusunu gözler önüne serer:
"Yine ilk başladığım yıllarda Side'de Polatlı Evleri dediğimiz sitede 120 tane ev vardı ve bunların 110 tanesini ben kiralıyordum! 110 kişiyle birebir sözleşmeleri ben yapıyordum, her yıl belirlenmiş bir kira bedeli vardı. 120 kişiyle muhatap oluyordum; bunların çoğu iş insanıydı, Ankara Polatlı'nın ileri gelenleri ve yerleşik aileleriydi. Onlarla her yıl kira sözleşmelerini yenilerdim. Gelirler evlerini bir hafta, 10 gün, 15 gün kullanırlardı; kullanmadıkları dönemde de biz o evleri turiste kiraya verirdik. Bütün bu planlamayı, rezervasyonları o dönem manuel olarak yapmak inanılmaz zordu, tek başına yürütüyordum. O günleri ve o yoğunluğu asla unutamam."
Yabancı misafirlerle kurulan derin dostluklar ve aile bağına dönüşen samimiyetler, turizmin sadece bir konaklama sektörü değil, kültürler arası bir gönül köprüsü olduğunun en güzel kanıtıdır:
"Hayatımı etkileyen, misafirlerle kurduğum dostluklar ve unutulmayan arkadaşlıklar vardır. 1992 yılında Side'de çalışırken Almanya'dan bir arkadaşımın tanıdığı aracılığıyla bir Alman aileyle tanıştım. 'Ben Almanya'ya gitmek istiyorum, Almanca öğrenmek istiyorum' dediğimde, onlar 'Tatile geldiğimizde bir görüşelim' demişlerdi. Side'ye geldiklerinde ilgilendim, Almanca kursu ayarlayabilir misiniz diye konuştuk. Onlar Almanya'ya dönüp kurs ve konaklama araştırmışlar ama otel müdürü olduğum için bana 'Kalmak için sana istediğin gibi yer bulamayız, en iyisi bizde kal' dediler. Gidip onların evinde kaldım, aile gibi olduk. 1992'den günümüze kadar onlarla çok güçlü bir dostluğumuz var; çocuklarımın doğumuna geldiler, ben evlendiğimde yanımdaydılar. Hâlâ görüşmeye devam ediyoruz, onlar Türkiye'ye geldiklerinde bana uğrarlar, ben Almanya'ya gittiğimde onları ziyaret ederim. Tam bir aile gibiyiz"

Genç Nesle Tavsiyeler ve Bir Yaşam Muhasebesi
Geçmişin zorlu ve özverili çalışma şartları ile bugünün modern turizm dünyasını kıyaslayan Metin Peltek, genç turizmcilere hem meslek aşkı aşılıyor hem de hayatın sadece işten ibaret olmadığını hatırlatan kıymetli öğütler veriyor:
"Geçmişimle ilgili hiçbir pişmanlığım yok, her şeyi 'İyi ki yapmışım' diyorum. Turizmci olmaktan ve bu sektörde yer almaktan son derece mutluyum. Tek pişmanlığım, yıllarca çok uzun mesailerle çalışmış olmamızdır; hayatımın çoğu iş yerinde geçti. Keşke biraz daha aileme ve çocuklarıma zaman ayırabilseydim, kendimize ve farklı projelere biraz daha vakit ayırabilseydim. Çok fazla işkolik olduk. Bu süreçte gençlere en büyük önerim şudur: Mutlaka hobi edinin, hobi ile çalışmayı hayat tarzı hâline getirin."
Sektörün duayenlerinden alınan disiplin, İspanya'daki otellerde stajyer gibi departman gezerek yapılan mesleki gözlemler ve uluslararası çalışma standartlarına dair ufuk açıcı değerlendirmeler:
"Öncelikle merhum Süleyman Özavar'dan ve Teoman Ermete'den çok şey öğrendim; Süleyman Bey'den iş disiplinini , Teoman Ermete den iş yapış şekli, özgüven ve ikili ilişki yönetimi aldım, her ikisi de rahmetli oldu. Dernekçilik kültürünü Mustafa Çalık gibi büyüklerimizden öğrendik. Allah rahmet eylesin. 1995 yılında Oleander Otel'de müdürken acenteci Serdar Akaydın abimiz vardı, incoming yaptığı 'İspanya'da otelleri olan Airmarin acentasının kanarya adalarında maspolamasda Green Oasis tatil köyü , kış döneminde oraya gidip çalışmak istiyorum' demiştim. O bana İspanya'daki otellerde iki aylık çalışma imkânı ayarladı ve gittim. Aslında çalışmak da sayılmaz; konaklama ve yeme-içme bedava karşılığında otelin her departmanında birer hafta geçirdim, işlerin nasıl yürütüldüğünü yerinde gözlemledim. Kanarya Adaları'ndaki Oasis Kulüp'te genel müdür saat 18 dan sonra telefonunu kapatırdı ve ulaşılamazdı. Eğer Türkiye'de de bu 5 günlük çalışma ve insani mesai standartları o dönem uygulanabilseydi, bu meslek dünyanın en keyifli mesleği olurdu."

Dünden bugüne değişen turizm teknolojileri, manuel sistemlerden dijital altyapılara geçiş süreci ve günümüz gençlerinin çalışma koşullarına yönelik hayati tavsiyeler:
"O zamanki turizm ile bugün teknolojiyle yapılan turizm çok farklı; o zaman her şeyi manuel yapıyorduk. Biz işi öğrenmek için çok çalıştık, bütün zamanımızı bilinçli bir fedakârlıkla verdik ama artık bunun sürdürülebilir olmadığını düşünüyorum. 1995'te İspanya'da gördüğüm gibi; orada haftada 5 gün çalışılıyor, verimli ve mutlu bir yaşam sürülüyor. Biz ise tamamen kendimizden vererek buralara geldik. Bundan sonraki süreçte genç nesil için ve yasal düzenlemeler anlamında çalışma saatlerinin insani şartlara, tercihen 5 günlük periyotlara indirilmesi gerekiyor. Çalışma saatleri azalsın ama verimlilik göz ardı edilmesin. İnsanlar insanca yaşayabilsin ve çalışabilsin ki sektörden kaçışların önüne geçilebilsin. Neden bugün turizm mezunları sektörde kalmıyor? Çünkü başka bir işte 8 saat çalışıp mesaisini bitiriyor, bizde ise 12-14 saat çalışılıyor."
Çekirdekten yetişen, işin mutfağından genel müdürlüğe uzanan o zorlu ama gururlu yolun günümüz şartlarıyla mukayesesi ve Türkiye'nin en genç 5 yıldızlı otel genel müdürü unvanını alan kariyerin özeti:
"Ben şanslıydım; işi bilerek genel müdür olmadım, işin içinde yaşayarak genel müdür oldum. 1988'de mezun oldum, 1992'de işletme müdürü oldum; 4 yıl içinde bu gelişim gerçekleşti. Tabii o dönem patronla ve profesyonellerle iç içe çalışarak çekirdekten öğrendik. Şimdi bu kadar hızlı bir genel müdürlük yolu maalesef mümkün değil. 1997 yılında Munamar Genel Müdürü iken Türkiye'nin 5 yıldızlı otellerindeki en genç genel müdür unvanını almıştım; şimdi artık o koşullar çok farklı."

Yarım asra yaklaşan bu mesleki ömür; yalnızca otel odalarının, turizm koridorlarının ya da kriz anlarında üretilen pratik çözümlerin hikâyesi değil. Samsun’un Alaçam’ındaki kasap dükkânının başlayıp uluslararası zirveye uzanan bu yolculuk; inancın, adaletin, vefanın ve aklını ortaya koyarak çalışmanın en somut kanıtı.
Dünden bugüne değişen teknolojilere, evrilen turizm anlayışına ve zorlu çalışma temposuna rağmen değişmeyen tek şey, mesleğe duyulan bu saf sevgi. Bugün geriye dönüp baktığında "İyi ki turizmci olmuşum" diyebilen bir duayenin izleri, geleceğin turizmcilerine ışık tutmaya ve ilham vermeye devam edecek.







