AĞAÇLARIN FISILTISINDAN ASPENDOS’UN SESİNE: RECEP YAVUZ’UN 40 YILLIK TURİZM YOLCULUĞU

Halil ÖNCÜ (ANTALYA) - O’nu Antalya’da turizm deyince ismini duyduğumuz ilk isimlerden biri olarak tanıyoruz. Recep Yavuz, kendisine göre “çok farklı, çok ilginç, büyük başarılarla ve inanılmaz maceralarla dolu bir hayat değil benimki” dese de turizmi kendisine hayat felsefesi ve işi olarak edinmiş bir isim. Kendisini dinledikçe de o eski turizm yılları ve Antalya turizmi gözlerimizin önünden geçiyor.

AĞAÇLARIN FISILTISINDAN ASPENDOS’UN SESİNE: RECEP YAVUZ’UN 40 YILLIK TURİZM YOLCULUĞU

Çok farklı, çok ilginç, büyük başarılarla ve inanılmaz maceralarla dolu bir hayat değil benimki. Sıradan bir ölümlü gibi, önüme çizilen yolda düşe kalka ilerleyen sade bir ömür... Zaten bu ömrün ne kadarı gerçekten bizim seçimimiz ki? Doğumumuz elimizde değil, ölümümüz de, adımızı bile kendimiz koymuyoruz. Dünyaya geldikten sonraki ilk yirmi, belki otuz yıl, yol bizi nereye götürürse oraya gidiyoruz. Yolcuyuz; henüz direksiyonda değiliz.

Bundan şikâyetçi değilim elbette. İnsan daha hayat acemisiyken birilerinin yolu tarif etmesi gerekiyor; bu görev de çoğu zaman anne babaya düşüyor. Allah onları başımızdan eksik etmesin. Onlar direksiyondan çekildiğinde ise iş başa düşüyor. Hayat biraz daha zorlaşıyor. Önümüze çıkan her kavşakta karar vermek, kendimize yeni bir yön çizmek zorunda kalıyoruz. Yavaş yavaş hayatı, insanları, düşmeyi ve yeniden ayağa kalkmayı öğreniyoruz. Sonra bir gün, içimizden sessizce, ‘İşte hayat şimdi başlıyor,’ diyoruz.”

BABASININ TAYİNİ KAĞIZMAN’A ÇIKINCA...

Yolculuk başlasın o zaman” diyorum ve çok geçmişe doğru gidiyoruz. Doğduğu günlere, nasıl bir çocukluk ve gençlik yaşadığına ve ardından arzuladığı, istediği turizme geçişine...

“Hayat yolculuğum, soğuk bir kış günü, 17 Ocak 1962’de Polatlı Devlet Hastanesinde başlamış. Babam subaydı ve Polatlı Topçu Okulunda görev yapıyordu. O yıllara dair zihnimde belirgin bir görüntü yok; ama ne kadar soğuk olduğunu ailemden defalarca dinledim.Beş yaşıma kadar Polatlı’daydık. Beş yıl sonra babamın tayini Kağızman’a çıkınca, gezginliğimin ilk uzun yolculuğu başladı. Soğuk bir tren kompartımanında, ailece beş gün süren bir yolculuktu bu.

Kağızman küçük, yeşil ve soğuktu. Ruslardan kalma, kocaman bahçeli bir evde başladı okul yıllarım. Boyumu aşan karların arasında yürümeyi, okumayı ve yazmayı, ceviz ağacının o müthış kokusunu, telden tekerlek yapıp çember çevirmeyi ve bir köpeği sevmeyi orada öğrendim.Adını benim koyduğum kız kardeşim Zeynep de Kağızman’da dünyaya geldi. Artık yalnız değildim. Kağızman’ın bol yapraklı, iri meyveli, rüzgâr estikçe sanki şarkı söyleyen o ulu ağaçları hâlâ gözümün önündedir. Bazen düşünüyorum: Acaba şimdi nasıllar? Çocukluğumun sesini hâlâ dallarında saklıyorlar mıdır?”

KAĞIZMAN’DAN İSTANBUL’A...

“Okula bağların ve bahçelerin arasından yürüyerek giderdim. Soğuktu ama güzeldi Kağızman yıllarımız. İlkokul ikinci sınıfı henüz bitirmiştim ki yeni bir tayin haberi geldi.

Bir sonraki durağımız İstanbul, Küçükyalı oldu. Yolumuz ülkenin doğusundan batısına, soğuğundan sıcağına uzandı. Belki de bu yüzden, sevgili Halil, hiçbir şeyin ortası yoktur bende: Ya uzak ya yakın, ya sıcak ya soğuk...

Kağızman ağzı İstanbul’da pek geçmiyordu. Yeni arkadaşlara ve yeni çevreye uyum sağlamaya çalıştım. Altıntepe Ahmet Rasim İlk ve Ortaokulunda iyi kötü tutunurken babam askerlikten emekli oldu ve ailemiz için Almanya macerası başladı.Annemle babam, beni ve kardeşimi İzmir’deki teyzemin yanına bırakarak Nürnberg’e gittiler. Şimdi geriye dönüp düşündüğümde ne kadar cesur, belki de ne kadar çaresiz olduklarını daha iyi anlıyorum. Hiç tanımadıkları, dilini bilmedikleri bir ülkeye doğru yola çıktılar. Onlar Nürnberg’e, biz İzmir Bayraklı’ya; hepimiz kendi yeni hayatımıza yelken açtık.”

“GEÇMİŞİN TOPRAĞINI BİRAZ EŞELEYİNCE...”

Detaya fazla girmemeye çalışan Recep Yavuz, “Kimi ne kadar ilgilendirir bütün bunlar? Herkesin benzer bir hikâyesi vardır belki. Ama geçmişin toprağını biraz eşeleyince hatıralar birer birer uyanıyor; ben de elimden geldiğince özetlemeye çalışıyorum” diyor ve devam ediyor...

ALMANYA YILLARI

Ortaokulu ve liseyi İzmir’de bitirdim. Üniversiteye hazırlanırken 12 Eylül darbesi oldu ve bir süre hayat adeta durdu. Benim kuşağım bu dönemde iki üç yıl kaybetti. Okulların belirsizliğe gömüldüğü günlerde ailem bizi Almanya’ya, yanlarına almak istedi. ‘Madem okul yok, en azından yanımızda olun,’ dediler.

Gerçek Almanya, TRT’de izlediğimiz futbol maçlarından tanıdığımız Almanya’ya hiç benzemiyordu. Hayat sertti; her şey belli bir düzen içinde, saatine ve kuralına uygun yaşanmak zorundaydı. Hava soğuk, ortam disiplinli, şefkat ise uzaktı. İzmir’in meltemiyle Kağızman’ın ulu ağaçları burnumda tüterken kendimi bir bisiklet fabrikasında çalışırken buldum. Bir yandan çalışıyor, bir yandan Almanca kursuna gidiyordum.”

BİR AKORDEON VE E-5...

“O günlerin en güzel sürprizlerinden biri, karşı komşumuzun bana küçük bir akordeon hediye etmesiydi. Yapacak fazla bir şey yoktu; ben de kısa sürede çalmayı öğrendim. İçimdeki sosyal taraf beni yine rahat bırakmadı. E-5 adını verdiğimiz bir müzik grubu kurduk. Hafta sonları Türk düğünlerinde çalıyorduk. Ümit Besen ve Ferdi Özbeğen’in çok sevildiği yıllardı; kıyafetimle, saçımla, bıyığımla biraz onlara benzemeye çalışıyordum.”

ASKERLİK VE ÜNİVERSİTE

“Derken askerlik geldi çattı. Burdur’da iki aylık bedelli askerlik görevimi tamamladım. 1983’te Türkiye’de hayat yeniden normale dönmeye başladığında üniversite sınavına girdim.En büyük arzum mütercim-tercümanlık ya da basın-yayın okumaktı. Sınav sonucunda Ege Üniversitesi Alman Dili ve Edebiyatı Bölümünü kazandım.

Bugün geriye dönüp baktığımda, ‘İyi ki böyle olmuş,’ diyorum. Çok güzel bir üniversite dönemi yaşadım, değerli dostluklar kurdum. Sınıf arkadaşlarımla bağımız hâlâ sürüyor.”

ÜNİVERSİTE BİTİYOR, HAYAT BAŞLIYOR!

Üniversitenin sonlarına doğru Kültür ve Turizm Bakanlığının mihmandarlık sınavına giren Recep Yavuz, bu sınavı kazanarak turizme adım atar. Sonrasını kendisinden dinleyelim...

“İzmir’de, o zamanki Efes Oteli’nin altındaki Turizm Müdürlüğü ofisinde, bilgi almak isteyen turistlere yardımcı oluyordum. Mesut Yılmaz, Kültür ve Turizm Bakanıydı. Kazancım azdı ama o günlerin bana kazandırdığı tecrübe çok değerliydi.

Bir gün bir turistle konuşurken yan tarafta bizi dinleyen bir beyefendi yaklaştı. ‘Evlat, karşıda ofisim var; yarın bir ara uğra,’ diyerek kartını bıraktı. Ertesi gün öğle arasında ofisine gittim. Adı Yusuf Örnek’ti; bir seyahat acentasının yöneticisiydi ve yabancı dil bilen rehberler arıyordu. Bana iş teklif etti, ben de kabul ettim. Artık direksiyona yavaş yavaş kendim geçiyordum; bazı riskleri alma zamanı gelmişti.

Birkaç gün sonra Çeşme Altın Yunus Oteli’nde otel rehberi olarak çalışmaya başladım. Sevgili Sami Türkay’la tanışıklığımız da o günlere uzanır; ön büroda, o güleç ve sevimli hâliyle bizimle sohbet ederdi. İş güzeldi ama bana, ‘Bu mesleğin bir de üst basamağı var; kokart alıp turlara çıkmalısın,’ dediler. Yani profesyonel turist rehberi olmalıydım.

Sınavları zordu. Birkaç kez denedim, başaramadım. Neredeyse vazgeçecekken son kez girdim ve kazandım. Bursa’daki rehberlik kursuna katıldım. Kurs bittiğinde yerimde duramıyordum.İlk antrenmanlarımı Yusuf Örnek ve Sinan Hasertürk gibi ustalarla Efes’te yaptım. Günlerim okuyarak, öğrenerek ve anlatarak geçti. Bu sayede Efes’i, Milet’i ve Didim’i hâlâ sokak sokak hatırlarım.”

VE... ANTALYA YILLARI BAŞLIYOR

Yıllar birbirini kovalarken, Recep Yavuz’un yolu, turizmin kalbine ve hayatının yarısını geçireceği Antalya’ya uzanıyor. Turizm, darbe sonrasının Türkiye’sinde Antalya’da yeniden şekillenirken, o turizmde yıllarını vereceği Antalya’ya ilk adımını atıyor...

“1988’de Kemer’de yeni açılan Marco Polo Oteli’nde kalıyor, her gün turistlerle tura çıkıyordum. ‘Her şey dâhil’ sisteminin ilk denemelerine orada tanıklık ettim. Öylesine hevesli ve öylesine amatör ruhluyduk ki, Halil inanmazsın: Otobüste oturmayı misafire saygısızlık sayardık.

Turlara çıktığımız 302 model Mercedes otobüslerde klima olmadığı için Kemer-Demre yolunda zaman zaman kapılar açık giderdik. Yine de her tur alkışlarla biterdi. Biz başkaydık; o günlerin misafirleri de başkaydı. Kemer’den Demre’ye gitmeyen turist yok gibiydi. PAS dediğimiz Perge-Aspendos-Side turu ise Antalya’ya gelenler için vazgeçilmezdi.

CEM KINAY’DAN GELEN “AFERİNİ” UNUTAMIYORUM

Her şey dâhil deyince akla ilk gelen isimlerin başında olan Cem Kınay ile de kesişen çalışma hayatında unutulmaz bir anısını Recep Yavuz bizlerle şöyle paylaşıyor:

“Otellerde çalışmanın ilk noktası ön bürodur ve hatta bel boyluktur; öyle yüksele yüksele, birer birer, basamak basamak çıkarlar. Bizde de acentelerde transfermenliktir. Bu iş ilk transfer yaparak başlar. İlk transfer; müşteriyi, turisti alıp otele getirmek, otelden alıp havaalanına götürmektir. Budur ilk adım. O orada atarsın turizmin tozunu.

Ben de Gulet Turizm’de çalışmamızın ilk yıllarıydı. O zamanlar bize mavi ceketler yapıldı; gri pantolonlar, beyaz gömlekler, mavi, yine turkuaz kravatlar... Bu şekilde Kemer bölgesine ben de Kemer’de bölge müdürüydüm.

Her şey dâhil oteller yeni yeni doğuyor, bu her şey dâhil sistemi çok agresif bir şekilde hayatımıza giriyor. Gulet’in doğduğu ilk yıllarda dediler ki Cem Kınay gelecek ve çok önemli gazetecileri getirecek. Bunların karşılanması, otele getirilmesi, sonra onlara turlar falan yapılması lazım.Sonra bir haber geldi ki onları benim karşılamam lazım. Yıllarca transfermenlik yapmamışım ama artık bölge sorumlusu olarak tekrar transfer nasıl yapacağım bilmiyorum. Stres bastı. Şimdi Cem Kınay var içeride, 20-30 tane ağır gazeteci var. Ben bunlara ne diyeceğim, ne anlatayım, ne konuşayım, hiçbir şey bilmiyorum açıkçası.

Birkaç gün böyle uykum kaçtı. Kendi kendime konseptler falan oluşturuyorum; ne yapmalıyım, ne etmeliyim diye. Velhasıl gün geldi çattı ve ben de artık havaalanındayım. Akşam, daha doğrusu geceye yakındı. Geldiklerinde ilk defa Cem Kınay’ı görüyorum. Gazeteciler hakikaten ellerinde kameralarla, belli ki deneyimli insanlar; dünyayı gezmişler. Otobüse bindiler. Cem Kınay da geldi, benim oturacağım yere de oturdu, birinci sıraya. Ben ayakta kaldım. Belki de daha iyi oldu.

Yola çıktık. Havaalanından Kemer’e gideceğiz. İşte yolumuz var. Hemen mikrofonu açtım, önce bir selamlamaya... Ama nasıl terliyorum, o an anlatamam. Cem Kınay da beni dinliyor. Cem Kınay’ın önünde Almanca konuşmak hani her babayiğidin harcı olmaz. Öyle yola çıktık.

Ben işte önce havadan sudan anlatmaya başladım. Sonra programı biraz anlattım, ‘Hoş geldiniz’ dedim, kendimi tanıttım. Öyle yolu yarıladık. O sırada bir iki soru soranlar oldu. Sorular genelde bölgeyle, turizmle ilgili. Aklım yettiğince, elimden döndüğünce anlatmaya çalıştım. Ama bir yandan da terliyorum. Gözümün ucundan da Cem Kınay’ı kesiyorum; ne düşünüyor acaba diye.

Hiçbir yorum yapmadı, hiç konuşmadı. Öyle camdan dışarı baktı.

Neyse, otele geldik. Check-in işlemlerini yaptık, bavullar indirildi. Cem Kınay yanıma geldi.

Bravo evlat!’ dedi. ‘Çok güzel bir iş çıkardın, ağzına sağlık’ dedi ve gitti.

Hiç unutmuyorum. Hiçbir transfer beni bu kadar heyecanlandırmamıştı. Hiçbir yolculukta bu kadar heyecanlanmamıştım. Yüzlerce kişinin önünde konuşmuşumdur, hiç heyecanlanmadım ama o transfer yolculuğu benim hayatımdaki en önemli dönüm noktalarından birisidir. Bir transfer öyküsü aslında ama işte bir sınavdı o ve o sınavı da başarı ile geçtik. Hiç unutmam.”

DİLEK’LE HAYATLARINI BİRLEŞTİRİYOR

“Ardından evlilik geldi. Aynı ofiste çalıştığımız Dilek’le 1991’de hayatlarımızı birleştirdik; ben de Kemer’den Antalya’ya taşındım. Çocuklarımız Taylan ve Kutay Antalya’da dünyaya geldiler.

Yolculuğum artık yalnız bana ait değildi; Dilek’le birlikte Taylan ve Kutay’ın geleceğine de uzanıyordu. Aynı ufka bakan dört kişilik bir aile olmuştuk. In-tour’da ve daha sonra onun devamı niteliğindeki Gulet Seyahat Acentasında sekiz yıl çalıştım. Amatör ruhun hiç kaybolmadığı güzel yıllardı.

Her kış Viyana Fuarı’na katılır, Antalya’yı tanıtırdık. İbrahim Kalender’le koli koli katalog taşır, ayaklarımıza kara sular inene kadar seyahat bürolarına dağıtırdık.

Yusuf Örnek’le başlayan meslek hayatımın bu ilk dönemi, Lothar Schmidt ve Cem Kınay’la zenginleşti. Hepsi vizyoner insanlardı; üzerimde emekleri büyüktür.”

KÜLTÜR TURLARI VE ANADOLU’YU KARIŞ KARIŞ GEZMEK

Profesyonel rehber olduktan sonra bir ideali olduğunu ifade eden Recep Yavuz, amacının kültür turu rehberliğinde ulaşabileceği en yüksek noktaya gelmek olduğunu söylüyor...

“Bunun için çok okumak ve çok gezmek gerekiyordu. Alanının en bilinen ve saygın Alman tur operatörlerinden Studiosus Reisen’in sınavlarını kazandım; Anadolu’yu karış karış dolaştığım turlara eşlik ettim. Çocuklukta başlayan gezginlik artık kaderim olmuştu. Gezdikçe çoğalıyor, öğrendikçe mutlu oluyordum.

O yıllarda kaynak bulmak bugünkü kadar kolay değildi. Çatalhöyük, Hattuşaş ya da Sümela hakkında bulduğumuz her kitabı çoğaltır, yanımızda taşırdık. Turlara iki üç çanta kitapla çıktığım günleri hatırlıyorum. Omuzlarımız ağırdı belki ama zihnimiz ve merakımız hafifti.”

ÖGER TOURS’UN MESLEĞİNE KATKISI BÜYÜK OLDU

“Birkaç yıl serbest rehberlik yaptıktan sonra yolum 2004’te dönemin en büyük tur operatörlerinden Öger Tours’la kesişti. Önce rehber, ardından operasyon müdürü, genel müdür yardımcısı ve son olarak genel müdür olarak görev yaptım. Yedi yıl süren bu dönemde çok şey öğrendim; Nina Öger ve Vural Öger’in katkılarını unutamam.

Öger Tours’un satış sürecine girmesi, bütün çalışanlar gibi beni de huzursuz etmişti. O sırada emeklilere yönelik kış operasyonları düzenleyen ITM Travel’a genel müdür olarak geçtim.

İki yıl sonra, yine genel müdür olarak, yeni kurulan NBK Touristic’le yoluma devam ettim. Uzun yıllardır Hüsamettin Namlıcı ve İbrahim Kalender’le birlikte çalışıyor; yeni ülkeler, yeni insanlar ve yeni deneyimlerle öğrenmeye devam ediyorum.

Özetle, yaklaşık kırk yıllık meslek hayatım boyunca çok az iş değiştirdim; ama doğru şirketlerle ve doğru insanlarla çalışma şansına sahip oldum. Her biri bugünkü düşüncelerime başka bir renk, hayatıma başka bir iz kattı.”

ANTİK KENTLERLE YOL ARKADAŞLIĞI

Antik kentler, Recep Yavuz’un meslek hayatının hiç eksilmeyen yol arkadaşları oldu. O, bu durumu şöyle özetliyor:

“Yaşadığımız kente ve çalıştığımız sektöre katkı sağlama düşüncesi her turizmcinin zihninden geçer. Kimi bu düşünceyi içinde taşır, kimi ise hiçbir kişisel menfaat beklemeden elini taşın altına koyar. Sektörün ve şehrin geleceği için bu duyarlılığı büyütmemiz gerektiğine inanıyorum. Çünkü her turizmci, bir gün durup yaşadığı kente ve mesleğine ne kattığını kendine sormalı.”

SİVİL TOPLUMDA GÖNÜLLÜ YILLAR

“Meslek hayatım boyunca sivil toplum kuruluşlarında gönüllü ve karşılıksız görevler üstlendim: TÜRSAB Bölgesel Yürütme Kurulu üyeliği, ATAV Yönetim Kurulu üyeliği, SAYD (Seyahat Acentaları Yöneticileri Derneği) Yönetim Kurulu Başkanlığı ve Antalya Kent Konseyi Turizm Çalışma Grubu Başkanlığı... Her biri bana yeni insanlar, yeni bakış açıları ve değerli tecrübeler kazandırdı.

Sivil toplum, güzel bir fikri yalnızca konuşmaktan çıkarıp hayata geçirebilmenin yoludur. Fakat bunu yapabilmek büyük fedakârlık ister. Antalya Müzesinde gerçekleştirdiğimiz Turizm Çalıştayı da bu emeğin kıymetli sonuçlarından biriydi. Antalya Kent Konseyindeki görevim bugün de devam ediyor. Genç turizmcilere çağrım şudur: Turizmle ilgili sivil toplum kuruluşlarına mutlaka katılın; sadece üye olmakla yetinmeyin, etkin olun. Çünkü geleceği yalnızca izleyenler değil, sorumluluk alanlar kurar.”

ÖGER ANTALYA MARATONU

Recep Yavuz, en hassas olduğu konuların başında, büyük bir özveriyle katkı verdiği ya da fikir babası olarak bizzat yönettiği sosyal sorumluluk projelerini de bizlerle paylaşıyor. Yıllar içinde pek çok çalışma yaptıklarını ve burada yalnızca en kapsamlı, kendisinde en derin iz bırakan birkaçını bizlerle paylaşıyor...

Bir gün ofisime gelen iki Alman maraton koşucusu, Antalya’da neden maraton düzenlemediğimizi sordu. Karşılaştığım en ilginç sorulardan biriydi. ‘Hava güzel, parkur uygun, konaklama kapasitesi yeterli, ulaşım mükemmel... Siz daha neyi bekliyorsunuz?’ deyip gittiler. Bu soru zihnimde kaldı. Projeyi hemen Öger Tours’un Hamburg’daki yönetimine sunduk; artık şirket yönetiminin karar vermesi gerekiyordu.

Dedim ya, mesele biraz da vizyondu. Antalya’da 2006’da başlayan maraton yolculuğu kısa sürede uluslararası bir kimlik kazandı. Ben de yarış direktörü olarak çok güçlü bir ekiple çalışmanın heyecanını yaşadım. Antalya, ilk kez turizm sezonunun dışında böylesine büyük bir uluslararası spor etkinliğiyle buluşuyordu.

Binlerce koşucu yarış için hazırlanırken biz de aylar öncesinden başladığımız hazırlıkları aralıksız sürdürüyorduk. Adını tek tek sayamayacağım kadar çok kişi ve kurumun emeği vardı.İlk gerçekleştirdiğimiz maratonunun startı sonrası arkaya geçip ağlamıştım. Bugün Runtalya, 2006’da atılan temellerin üzerinde yirmi yıllık yolculuğunu sürdürüyor. İyi ki gözümüzü karartmış, iyi ki elimizi taşın altına koymuşuz.”

KÖY ÇOCUKLARINA ANTALYA’YI TANITMAK

Dönemin Antalya Valisi Alaaddin Yüksel, dağ köylerinde yaşayan binlerce çocuğun denizi hiç görmediğini söylemişti. Bu söz içime oturdu.

SAYD Başkanı olarak yönetim kuruluna bir proje sundum. Hemen kabul edildi; fakat izinler ve lojistik hiç kolay değildi.Valiliğin desteği ve ailelerin onayıyla, yaklaşık bir ay içinde 3.500 çocuğu köylerinden Antalya’ya getirdik. Önce Antalya Müzesini gezdirdik. Sonra Konyaaltı sahiline götürüp onları denizle buluşturduk. Müzeden başlayan nostaljik tramvay yolculuğunun ardından yunus gösterisine gittiler. Günün sonunda çeşitli hediyelerle köylerine uğurlandılar.O çocukların denizi ilk kez gördükleri anda yüzlerinde beliren ışığı unutmak mümkün değil. Destek veren bütün kişi ve kurumlara bir kez daha teşekkür ederim.”

KEMER YENİ YIL KOŞUSU

Antalya Maratonu’ndan edindiğimiz deneyimin ardından Kemer’in kış aylarında da hatırlanması için yeni bir etkinlik düşündük. Demre’de hayal ettiğim fakat dönemin Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın sıcak bakmaması nedeniyle gerçekleştiremediğim Noel Baba temalı koşu fikrini Kemer’e taşıdık. Organizasyon, Kemer Belediyesi, Öger Tours, GATAB ve KETAV’ın iş birliğiyle 31 Aralık 2009’da ‘Kemer Yeni Yıl Koşusu’ adıyla gerçekleştirildi. Renkli kostümleriyle parkura çıkan yaklaşık 200 sporcu, Kemer’in kışını bir günlüğüne bahara çevirdi. Karla örtülü Torosların gölgesinde başlayan yarış, kentin sokaklarında bir şenlik gibi aktı. Ne yazık ki yarış bizden sonra devam etmedi; Kemer de bu güzel fikre gerektiği kadar sahip çıkamadı.”

20 BİN KARNE, 20 BİN KİTAP

“Yaz tatili yaklaşıyordu. Çocukların kitaba ihtiyacı olduğunu, uzun tatil boyunca okumadan uzak kaldıklarını sık sık duyuyordum. Onları kitap okumaya teşvik etmek için bir proje hazırladık ve sponsorlardan destek sağladık. ‘20 Bin Karne, 20 Bin Kitap’ sloganıyla yola çıktık. Millî Eğitim Müdürlüğüyle birlikte kitapları belirledik, okullara duyuru yaptık ve Cumhuriyet Meydanı’nda 20 bin kitabı ilk ve ortaokul öğrencilerine dağıttık. O dönemde görev yaptığım ITM Travel’ın ve rehber arkadaşlarımızın katkısı çok büyüktü. Bir çocuğun eline verilen kitabın, bazen bütün hayatına açılan bir kapı olabileceğine inanıyorduk.”

SOMA MADEN FACİASININ ARDINDAN

“13 Mayıs 2014’te yaşanan Soma maden faciası hepimizin yüreğini yaktı. Haberleri çaresizlik içinde izliyor, hiçbir şey yapamamaya isyan ediyorduk. Arkadaşlarımın da cesaretlendirmesiyle bir yardım kampanyası başlattık. Sağ olsun, herkes karınca kararınca elinden geleni yaptı.”

DEMRE TİYATROSU’NA DESTEK

Demre kazılarını yöneten Prof. Dr. Nevzat Çevik’le sık sık kazılar üzerine konuşurduk. Bir sohbetimizde, kaynak bulabilirse tiyatronun giriş bölümünü ayağa kaldırıp özgün hâline kavuşturmak istediğini anlattı. Bu düşünce beni hemen heyecanlandırdı; projelendirdim ve hem kendi şirketimize hem tur operatörümüze sundum.

ITM Travel olarak, tur operatörümüz ve rehberlerimizle birlikte projeye dört elle sarıldık. Bir seyahat acentası olarak ören yerlerine sahip çıkma düşüncemiz o gün somutlaştı. Bugün binlerce kişinin ziyaret ettiği o tiyatroda bizim de küçük bir payımızın bulunması, geçmişle kurduğumuz en güzel bağlardan biridir.”

KÖYLERE KİTAPLIK

“İzmir Ekonomi Üniversitesi öğrencileri bize ulaşıp köylerde kitaplık kurmak istediklerini ve destek olup olamayacağımızı sordular. ‘Kitap’ ve ‘çocuk’ kelimelerini yan yana duymamız bizim için yeterliydi. Öğrencilerle tanışınca iyi niyetlerini yakından gördük ve hemen harekete geçtik. Kısa sürede Ege’nin birkaç köyünde kurulacak kitaplıkları temin ettik. Bununla da yetinmedik; araçlar sağladık, köylere bizzat gittik, rafları kurduk ve kitapları çocuklara armağan ettik. O raflara yalnızca kitap değil, uzaklara açılan pencereler yerleştirdiğimizi hissediyordum.”

PERGE SÜTUNLARINI AYAĞA KALDIRMAK

Perge’de kazılar sürerken dönemin Antalya Valisi Münir Karaloğlu, turizm kuruluşlarını antik kentin sütunlarını yeniden ayağa kaldırmaya destek olmaya çağırdı. O sırada yönetim kurulunda bulunduğum ATAV’a projeyi anlattım ve hemen destek gördü. Rehber arkadaşlarımızın katkısıyla on sütunun ayağa kaldırılmasına destek verdik; NBK Touristic olarak ayrıca bir sütunun sponsorluğunu üstlendik. Başka turizm kuruluşları da aynı duyarlılığı gösterdi. Yüzyıllardır toprağa yaslanan taşların yeniden göğe doğru yükselişini görmek, insana tarihin sessizce teşekkür ettiğini düşündürüyor.”

ASPENDOS’TA “SİZİ BEKLİYORUZ”

“Pandemiyle birlikte durgunluğa ve karamsarlığa gömülen turizm sektöründe yeniden umut yakacak bir şeyler yapmak gerekiyordu. Yüzümüzde maskeler, zihnimizde türlü endişeler... Bir sabaha karşı, sanki bir düşten uyanır gibi, şu görüntüyle uyandım: Yüzlerce rehber Aspendos’u doldurmuş, ellerinde dünyanın dört bir yanından bayraklarla ‘Sizi bekliyoruz!’ diye haykırıyor.

Bu çağrıyı daha güçlü duyurmak için Türkiye’nin en güçlü seslerinden Hakan Aysev’e ulaşmalıydık. Fikri dönemin Antalya Rehberler Odası (ARO) Başkanı Hayati Korucu’ya anlattım. ARO’nun destek vereceğini söylemesi üzerine İl Kültür ve Turizm Müdürlüğünden Aspendos için izin aldık. Senaryoyu Hakan Aysev de çok sevdi. Yalnız seçtiğim eser konusunda tereddütlüydü; ben ise emindim: Caruso’yu söyleyecekti. Yaklaşık 200 rehberin katılımıyla unutulmaz bir etkinlik gerçekleştirdik. Bazı güzel şeyleri ne yazık ki çabuk tüketiyoruz.

Yeniden yapılması kolay olmayan bu buluşma, fedakârlıkla hayat bulan bir sessizliğin güçlü yankısıydı. Bulup izlemenizi tavsiye ederim.”

6 ŞUBAT 2023: BÜYÜK DEPREM

“6 Şubat 2023 sabahı nedense erkenden uyanmıştım. Çok geçmeden bir telefon geldi. Öğrencileriyle birlikte eğitim gezisi için Adıyaman’daki Grand İsias Hotel’de bulunan rehber arkadaşımız Tamer Özdoğdu’dan ve rehber adayı öğrencilerden haber alınamıyordu. Ülkemizin en büyük felaketlerinden birini yaşıyorduk. İçimiz içimize sığmıyordu; bir şeyler yapmalıydık.

NBK Touristic olarak tur operatörümüz RSD Reisen, çalışma arkadaşlarımız ve rehberlerimizle çok kısa sürede organize olduk; yardım kolileri hazırladık. Antalya Büyükşehir Belediyesi, Muratpaşa Belediyesi, AFAD ve TÜRSAB tarafından yürütülen kampanyalara destek paketleri teslim ettik. Felaketin boyutları büyüdükçe acımız da büyüyordu. Bir otobüs kiralayıp yardım malzemeleriyle doldurduk. Ofisten birkaç arkadaşımızla bölgeye gittik ve yardımları çadırlarda yaşayan ailelere bizzat ulaştırdık. Bazen insanın elinden gelen çok azdır; ama o azı yapmamak, yüreğe daha ağır gelir.”

VE YAZARLIK...

“Sevgili Halil, yıllarım işte böyle geçti. Anlattıklarım aslında uzun bir yolculuğun kısa özeti. Bütün bunlar olurken yazıyor, çiziyor, küçük notlar alıyordum. Bir gün bir dostum, ‘Bunları kitaplaştırmalısın,’ dedi. Benim için muhteşem bir hayaldi; ama mümkün müydü? Yazdıklarımı gerçekten birileri okur muydular? Evet, mümkündü. Yazılanlar ‘zamansız’ olursa okunurdu. Yalnızca belli bir olaya ya da döneme bağlı kalmayan; on, yirmi yıl sonra okunduğunda da aynı tadı veren metinler güncelliğini korurdu. Ben de turizm üzerine zamansız yazılar biriktirdim.”

“EYVAH TURİST!”

“Sağ olsun Arzu Sandal beni cesaretlendirdi. İlk kitabım ‘Eyvah Turist!’ 2014’te yayımlandı. Kitap özellikle turizm fakültesi öğrencilerine ve genç turizmcilere armağan edildi. 2017’de ikinci kitabım ‘Her Şey Sahil’ okurla buluştu. Beş bin adet basılan bu kitabın satış gelirleriyle Kepez’de, Barış Manço Bulvarı’na ağaçlar dikildi. Böylece kelimeler toprağa karıştı; bazı cümleler gölge veren ağaçlara dönüştü.”

“HER ŞEY SAHİL”

Bu iki kitaptaki yazılarda ele aldığım konular bugün de önümüzde duruyor. İkinci kitabıma adını veren ‘Her Şey Sahil’ başlıklı yazım, hâlâ tartıştığımız ‘her şey dâhil’ sistemini ele alıyordu. Bahşiş, uçuş korkusu, otel isimleri, en sık karşılaşılan misafir şikâyetleri, yurt dışındaki eserlerimiz ve turizm sloganımız... Yazılarımda bu başlıkları olabildiğince veri ve istatistiklerle desteklemeye çalıştım. Yıllar değişti ama soruların çoğu yerinde kaldı. Yazmaya ve üretmeye devam...”

“İŞİM TURİZM; İŞ DIŞINDAKİ ZAMANIM DA NEREDEYSE PÜR TURİZM”

Artık söyleşinin sonuna geliyoruz. Recep Yavuz, hayatının yedi gün yirmi dört saatinin turizm olduğunu söylüyor ve ekliyor: “İşim turizm; iş dışındaki zamanım da neredeyse pür turizm. Yine de sabahları Lara’da tekneyle kürek çekerek ya da arada piyanonun tuşlarına dokunarak günlerime başka renkler katmaya çalışıyorum. Dilek, Taylan ve Kutay’la birlikte... Biraz daha üretmeye devam... Gençler gelecek ve bayrağı bizim fedakâr kuşağımızdan devralacak. Türkiye turizmini bugünlere taşıyan nesli unutmamak gerekir. İsimlerini buraya sığdıramam; bugünlerde biraz kabuğuna çekilmiş görünen o insanlar var ya, işte onlar nice sessiz mucizenin mimarlarıdır.”

“BENİM HAYAT HİKÂYEM ÇOK FARKLI DEĞİL”

Dedim ya, benim hayat hikâyem çok farklı değil. Yine de buraya kadar okuyan varsa ona içtenlikle teşekkür ederim. Çünkü çağımızda dinlemiyor, koşuyoruz; okumuyor, yazıyoruz. Bu yüzden durup birini dinlemek, bir hikâyeyi sonuna kadar okumak her zamankinden daha kıymetli.”

Geçmişin toprağını her eşelediğinde avuçlarında Kağızman’ın karlı ceviz kokusunu, parmaklarında o küçük akordeonun sıcaklığını bulan bir turizm sevdalısı o...

Klimasız 302 otobüslerin açık kapılarından süzülen rüzgârla Antalya turizminin ilk harcını karma cesareti, bugün Lara’da çekilen her kürek darbesinde, Kepez’de gölge veren her ağacın yaprağında yaşamaya devam ediyor.

Şimdilerde Akdeniz’in maviliğine bakıp piyanodan dökülen her notada; rüzgârda şarkı söyleyen o çocukluk ağaçlarının fısıltısı, Aspendos’un bin yıllık yankısına karışıyor. Recep Yavuz’un iz bıraktığı bu uzun yol, geçmişin nostaljik tebessümünü yarının genç turizmcilerine gururla devretmeye devam ediyor...