MUHTEŞEM BİR GÜZELLİK, '' PAMUKKALE''

Yaklaşık 10 km.lik bir yol sonrası dağın yamacında bembeyaz örtüsü ile kaplı olan Pamukkale’ye vardık. Yoğun bir kalabalık gözlemledim.
Aracımdan inerken yanımda fotoğraf makinem ve kameram yavaş yavaş bu eşsiz güzelliği görmek için yürümeye başlıyorum. Ama o da ne? Motosikleti ile yanıma gelen ve elinde bir otel broşür bulunan kişi ile karşılaşıyorum. Başlıyor bana Oteli anlatmaya. İsterseniz size bir indirim yapabilirim, bu akşam burada kalın derken yaklaşık beş dakika otelini bana anlatıyor. Bakalım diyorum ama o durmuyor bu kez başka bir ailenin yanına gidiyor. Tabii ki bu görüntüler Turizm adına hiç de hoş değil.





Daha önceleri gerektiği kadar pek önem verilemeyen ancak son yıllarda verilen önem ile artık ciddi bir şekilde korumaya alınan Pamukkale çok sayıda ziyaretçiye ev sahipliği yapıyor. Denizli İl Özel İdaresinin kontrol ve denetiminde olan Pamukkale Ören yerinde,  Pamukkale İşletme Müdürlüğü verilerine göre son yılların en yüksek ziyaretçi rakamlarına ulaşılmış geçen yıl. 2008 yılında yerli ziyaretçi sayısı 123.415 olarak gerçekleşirken, yabancı turist sayısı ise 1.092.741 olarak gerçekleşmiş. Kültür ve Turizm Bakanlığının Müze ve Ören yerine Girişlerde Uygulanacak Esaslar Hakkındaki Yönetim Kurulu Kararı gereğince Pamukkale Ören yerini ücretsiz olarak ziyaret eden 17 yaş altı ve 65 yaş üzeri yerli vatandaşlar, gazilere, şehit ve gazilerin eş ve çocukları, er ve erbaşlar, profesyonel turist rehberleri ve seyahat acente sahibi ve sorumluları ile Bakanlık personel sayısı da genel ziyaretçi rakamlarına dahil edildiğinde, 2008 yılında Pamukkale Ören yerini ziyaret eden turist sayısı 2007 yılı rakamlarına göre %21,63 lük bir artış ile 1.423.690 olarak gerçekleşmiş. Bu sayının bu yıl daha da artacağı tahmin ediliyor. Bu ziyaretlerde benim de gözlemlediğim özellikle yabancı misafirler ki, bunların başında Japonlar, Almanlar geliyor. Dünyanın dört bir yanından turistler bu bölgeye gelirken, bölge esnafı da bu konuda oldukça şanslı görünüyor.



Pamukkale, kaynak sularının kirecinden oluşmuş bir tepe. Türkiye'nin en tanınmış doğa harikalarından bir tanesi.  2700 metre uzunluğunda ve yüksekliği 160 metre. Parlak beyaz rengiyle Pamukkale'yi 20 km uzaklıktan görmek mümkün. Ayrıca Pamukkale’de Antik Havuz, Antik Tiyatro, Arkeoloji Müzesi ise gezilmesi gereken yerlerin başında geliyor. Tepesinde antik Roma'dan kalma Hierapolis adlı kutsal antik şehir bulunurken, 5-10 km yakınında Laodikya antik kenti de bulunuyor.  5 km ilerisinde ise uluslararası bir Termal merkez olan Karahayıt Beldesi var. Burada da beş ve dört yıldızlı oteller termal turizm ve kaplıca hizmeti veriyor.
Pamukkale’ye kapı giriş ücreti 20 TL. 17 yaş altı ve 65 yaş üzeri Türk vatandaşları, gazilerimiz, şehit ve gazilerimizin eş ve çocukları, er ve erbaşlar, profesyonel turist rehberleri ve seyahat acente sahibi ve sorumluları ile Bakanlık personeli burayı ücretsiz gezebiliyor. Bizde girişimizi yapıyoruz ve yavaş yavaş bu eşsiz güzelliğe tırmanmaya başlıyoruz. Biraz gittikten sonra ayakkabılarımızı çıkarıyoruz ve bembeyaz adı üstünde pamuk gibi bir ortamda akan sular eşliğinde tırmanışımızı yalın ayak olarak sürdürüyoruz.



Özellikle son yıllarda Denizli İl Özel İdaresi tarafından sunulmaya başlanan temizlik ve güvenlik hizmetleri ile yerli ve yabancı ziyaretçilerin kolay ulaşabileceği yeme içme ve ulaşım gibi olanaklar sayesinde Pamukkale Ören yerinde ciddi bir turist artışı meydana gelmiş.  

Pamukkale travertenleri gerçekten de çok ilginç bir yapıya sahip.Yaptığım araştırmalara göre, Traverten sözcüğü, İtalya' da geniş traverten çökellerinin bulunduğu tivoli' nin, roma zamanındaki adı olan "tivertino" dan geliyormuş. Traverten çok yönlü, çeşitli nedenlere ve ortamlara bağlı, kimyasal reaksiyon sonucu çökelme ile oluşan bir kaya türü.Pamukkale’de  sıcaklıkları 35-100 c° arasında değişen 17 sıcak su alanı bulunurken,Pamukkale termal kaynağı, bölge potansiyeli içinde yer alan bir ünite. Kaynak, antik devirlerden beri kullanılırken, termal su kaynaktan çıktıktan sonra, 320 m. uzunluğunda bir kanal ile traverten başına gelmekte ve buradan, 60-70 m.lik kısmı çökelmenin olduğu traverten katmanlarına dökülmekte ve ortalama 240-300 m. yol kat etmekte. Katmanlı havuzcuklarda ve kat kat seddelerinde, çökelmekte olan kalsiyum karbonat, başlangıçta yumuşak bir jel halindedir. Zaman içinde sertleşmekte ve "traverten" olmaktadır.



Pamukkale travertenlerinde saatlerce dolaştıktan ve  buradan bol bol fotoğraf ve görüntü aldıktan sonra aynı gece konaklayacağım ve daha önce telefon ile rezervasyon yaptırdığım “Karahayıt” beldesine doğru yol alıyorum. Karahayıt Beldesi Termal tesisleri ve çok sayıda dört ve beş yıldızlı otellerin yer aldığı turizm beldelerinden bir tanesi. Denizli’ye 23 km Pamukkale’ye ise 5 km. mesafede.. Pamukkale’nin 5 km kuzeyinde yer alan Karahayıt, Roma döneminden bu yana bir şifa kaynağı olarak ziyaretçilerinin akınına uğrarken, çoğu zaman Pamukkale’deki termal suların bir tamamlayıcısı olarak uygulanan şifalı kırmızı sular, tek başına uygulandığında da pek çok hastalığa şifa verdiği kabul ediliyor.

Karahayıt’a geliyoruz. Burada kalacağımız otel olan “Hierapolis Otel” ine giriyoruz. Oldukça yoğun bir kalabalık var. Bölgedeki tüm oteller iç pazarın canlanması ve Termal konusunu da gündeme alarak bir kampanya başlatmış ve fiyatlarını bir hayli aşağı çekmişler. 35 TL. ye kadar düşen fiyatlar üç günlük Termal tesislerinde dolmasına ve hareketlenmesine neden olmuş. Bizde odamıza çekiliyoruz. Çok yorucu geçen bir gün olduğu için, kısa süren bir dinlenmenin ardından Karahayıt Beldesinin içine tura çıkıyoruz. Küçük, şirin ve Turizmden beklentisi olan esnafların sezon için beklentilerini alıyorum. Hepsi de gelecekten umutlu.



Ancak Karahayıt’ta Özel İdarenin alt yapı çalışmalarının devam etmesi ve bu konuda da bölge esnafının rahatsızlığı gözden kaçmıyor. Ortalık edata toz duman. Öylesine bir toz var ki, tam şehrin ortası adeta toz bulutları ile ne gezmek ne de bir yerde oturmak mümkün. Umarım bu çalışmalar çok kısa sürede tamamlanır. Yoksa oradaki esnaf da, turist de daha çok toz yutacağa benziyor.

Karahayıt kırmızı suları nedeniyle hemen hemen her mevsimde Türk ve yabancı çok sayıda  turisti ağırlıyor. Beldeye gelen yerli ve yabancı turistlerin ortak tercihi şifalı sulardan yararlanılan kaplıcalar. Karahayıt’ta bulunan kaplıcalardaki yüzey şekilleri, ak travertenlerden farklı olarak kırmızı rengin hakim olduğu farklı bir traverten yapısını ortaya koyarken,termal suyun içindeki maden oksitleri nedeniyle kırmızı, yeşil ve beyaz renkli traverten tabakaları oluşmakta. Kırmızı su travertenleri, 60 C˚ sıcaklıkta çıkan termal suyun çevresinde oluşmuş. 35 C˚ dolayındaki kaplıca suları ve bu suların mineral bileşimi Karahayıt’ı, sağlık turizmi açısından Türkiye’nin önemli merkezlerinden biri haline getirmiş. Karahayıt kasabasındaki termal kaynaklar Ege Bölgesinin aktif jeolojik faaliyetleri sonucu oluşmuş. Karahayıt 'taki termal kaynak suları da Pamukkale 'deki gibi traverten oluşturmakta, ancak suyun içindeki demir oranının fazlalığından dolayı travertenler, kızıl ağırlıklı renklerden oluşmaktadır.

Otele dönüyoruz. Hierapolis Otel bölgenin önemli otellerinden bir tanesi. 35 Tl.lik bir kampanya başlatan otel yetkileri ilgiden de son derece memnun gözüküyor. Biz 105 Tl. vererek birinci kat olan bir odaya giriş yapıyoruz.. Odalar klasik otel tarzında görünürken, odaların çok sıcak ve sıkıcı olması da dikkatimden kaçmıyor. Bu arada Yarım Pansiyon uygulanan otelde sabah kahvaltısı ve akşam yemeklerinin verildiği restauranta ta da “İsraf Etmeyiniz!” yazılarını da biraz abartılı buldum. O kadar ki, her duvarda bir İsraf etmeyiniz yazısı, peçeteliklerde bile yine aynı yazılar açıkçası kişileri terbiye etme mantığı içeriyor gibiydi. Tabii ki israfa karşıyız ancak bu kadar yazı, inanın biraz abartı gibi. Ayrıca Restaurantta yemek dağıtılırken, her yemeğin başına bir aşçı ve görevli dikilmesi ve istedikleri kadar yemek vermeleri ve ayrıca Restaurant elemanlarının masaların başında masaları kontrol etmeleri de bir diğer sıkıcı durumu oluşturdu benim gözümde.







Otelin termaline de girdim ve bir hayli dinlendiğimi hissettim. Burada bölgede termal su sıcaklığı 23.3 - 57.5 ° C arasında değişiyor. Hazne kayaçlarının kimyasal analiz sonuçları; termal kaynakların, suların yakın bölgelerde soğumasını tamamlamış magma tarafından ısınan kayaçlar ve paleozoik mermerler etkisiyle oluştuğu görüşünü kuvvetlendiriyormuş. Karahayıt Termal tesislerinde değerlendiren sularda işte şu hastalıklara iyi geldiği ifade ediliyor : Romatizmalı hastalıklar ,Siyatik, bel-boyun fıtığı, kireçlenme,Dolaşım sistemi hastalıkları ve sedasyon (ruhi rahatlatma) özelliği ,Nörolojik rehabilitasyon gerektiren hastalıklar,Ameliyat sonrası tutukluk ve sertliklerin giderilmesi,Kadın hastalıkları,Stres ve strese bağlı tüm hastalıkların rehabilitasyonu,Uykusuzluk ve yorgunluklar,Saç, tırnak ve derideki hücrelerin canlanması,Cilt ve deri hastalıkları,Kırıkların alçılarının alınmasını müteakip gelişen kontraktürlerin giderilmesi,Adale spazmlarının giderilmesi ,Gut hastalığı, Nevralji, nevrit, Artrozlar, Kolit hastalıklarının tedavisi.

Gezimizin ardından ertesi gün yine aynı yoldan önce Denizli’ye uğruyoruz. Denizli’de meşhur Kaleiçi çarşısını dolaşıp, küçük bir alışverişin ardından Antalya’ya doğru yola çıkıyoruz. Ülkemiz kültürel olduğu kadar, doğal güzellikleri ile her konuda zengin bir ülke. İşte bunlardan biri de Pamukkale. Görenler vardır ancak görmeyenler varsa mutlaka burayı görmeli ve bölgenin sağlık üreten termallerinden yararlanmalı diye düşünüyorum. ( YAZI: HALİL ÖNCÜ FOTOĞRAFLAR:GAMZE ÖNCÜ )