TURİZMDE YATAK KAPASİTESİ Mİ, ÜRÜN ÇEŞİTLİLİĞİ Mİ?

TURİZMDE YATAK KAPASİTESİ Mİ, ÜRÜN ÇEŞİTLİLİĞİ Mİ?

Türkiye’nin özellikle sahil bandı, Akdeniz’den Ege’ye uzanan bölümde son yıllarda turizme olan yoğun ilgi nedeniyle yatırımcıların da gözdesi haline geldi. Buralarda her geçen yıl yeni otel yatırımlarıyla birlikte yatak kapasitesi artıyor. Ancak asıl tartışma, bu artışın gerçekten gelire, sürdürülebilirliğe ve kaliteye nasıl yansıdığı noktasında yoğunlaşıyor.

Bugün bazı bölgeler, yer ismi vermeyelim ama adeta bir “otel çöplüğüne” dönmüş durumda.

Sahil bandında yer bulamayan yatırımcılar ikinci, üçüncü bantlara yöneliyor. Aslında mesele sadece otel yapmak değil. Önemli olan bu yatırımların ülke turizmine ve ekonomisine sağladığı katma değer.

Değerli dostum Erol Karabulut’un sahibi olduğu ve sektöre önemli katkılar sağlayan Turizmdatabank’ın Kültür ve Turizm Bakanlığı verilerinden derlediği bilgilere göre; 2025 yılı Mart ayı itibarıyla Türkiye’de belgeli faal otel yatağı sayısı 1 milyon 98 bini geçti. Yatırım belgeli yataklarla birlikte toplam kapasite ise 2 milyona dayanmış durumda. 

Rakam büyük, ama asıl mesele bu büyüklüğün sürdürülebilir bir turizm geliri yaratıp yaratmadığı.

Geçtiğimiz günlerde Akdeniz Turistik Otelciler Birliği’nin (AKTOB) buluşmasında konuşan Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Nadir Alpaslan, Antalya’da yaptığı açıklamalarla dikkat çekti.

Alpaslan, “Çok özel durumlar” dışında yeni yatak yatırımlarına değil, turizm ürünlerini geliştirmeye ve çeşitlendirmeye odaklanılması gerektiğini vurguladı.

Sözleri şöyleydi:

Antalya’da çok özel durumlar olmadığı müddetçe yeni yatak yatırımı yerine turizm ürünlerini geliştirecek ve çeşitlendirecek yatırımlara yöneliyoruz. Turizm merkezlerimizde yeni konaklama ünitelerinin yapılmasını, özellikle denize cephe olmayan alanlarda, kapattık. Antalya’da belli bir sayıya gelene kadar bu stratejimizi devam ettireceğiz. Yeni yatak kazandırmaktan ziyade, turizm ürünlerinin gelişmesine yönelik çalışmaları sürdüreceğiz. Deniz, kum, güneşin yanında kültür, sağlık, kongre, termal, kış turizmi hepsini geliştirmek istiyoruz.

Burada en dikkat çekici nokta “Çok özel durumlar” ifadesiydi.

Neyi kastettiğini tam olarak bilmiyoruz ama yaklaşımın son derece doğru olduğuna inanıyorum. Çünkü Antalya ve benzeri destinasyonlarda artık mesele “Kaç yatak yaptık?” sorusu değil. Asıl mesele, turist başına geliri artıracak, kaliteyi yükseltecek ve sürdürülebilirliği sağlayacak yatırımlar yapabilmek.

Yatak kapasitesindeki artış beraberinde yeni sorunları da getiriyor. Artan otel sayısına rağmen turizm sektöründe personel ihtiyacı yeterince karşılanamıyor, bu da hizmet kalitesini düşürüyor. Bir yandan iklim değişikliği ve özellikle su krizi, turizmi tehdit eden en büyük riskler arasında. Üstelik birçok otel artık eskidi ve acilen renovasyona ihtiyaç duyuyor. 

Ancak bazı işletmeler, Antalya markasıyla satış yaparken verdikleri zayıf hizmetle sadece kendilerine değil, kentin marka değerine de zarar veriyor.

Bugün turizmde en büyük ihtiyaç, yeni oteller yapmak değil; mevcut kapasitenin değerini yükseltmek.

Gastronomiden kültür-sanat etkinliklerine, doğa turizminden spor turizmine kadar ürün çeşitliliğini artırmak; turistin bölgede daha uzun süre kalmasını sağlamak çok daha önemli. Bu yaklaşım hem sürdürülebilirlik hem de gelir çeşitliliği açısından en sağlıklı yol olacaktır.

Son söz;

Türk turizminin geleceği, daha fazla otel odasında değil; daha fazla çeşitlilikte, daha fazla deneyimde ve daha fazla katma değerde saklı.

Önemli olan, kaç milyon turist ağırladığımız değil; gelen her bir turisti nasıl daha uzun süre mutlu edebildiğimiz, onu tekrar ülkemize nasıl çekebildiğimiz ve bıraktığı geliri nasıl artırabildiğimizdir. 

Yatak kapasitesini artırmak kısa vadede bir rakam büyüklüğü gibi görünsede, uzun vadede sürdürülebilirlik ve kaliteyi tehdit eder gibi gözüküyor.

Bu nedenle artık asıl sorumuz şudur: Daha çok yatak mı inşa edeceğiz, yoksa turizm ürünlerimizi zenginleştirip dünya çapında bir marka mı olacağız? 

Benim cevabım net: “Türk turizminin yolu ürün çeşitliliğini artırmaktan, deneyimi zenginleştirmekten ve turisti gerçek anlamda mutlu etmekten geçiyor.

Halil ÖNCÜ / Turizm Dosyası