ANTALYA TURİZMİNİN GİZLİ TARİHİ: MOTEL ANTALYA'DA SUBUTAY GÖNEN’İN 12 ODALI DÜNYASI...
Halil ÖNCÜ (ANTALYA) - Antalya’nın henüz "turizm başkenti" tabelasını asmadığı, kıyıların sadece yerel halka ve birkaç cesur gezgine ait olduğu yıllar…
Karşımda, babasının Ankara’daki mühimmat fabrikası müdürlüğü koltuğuna inat, rotasını Antalya’nın tozlu yollarına kırmış bir dev çınar oturuyor: Subutay Gönen. O, 1969 ile 1970'lerin Antalya’sını anlatırken sadece bir şehri değil, bir devrin ruhunu tasvir ediyor.
Mühendislik Değil, Gönül İşi: Bir Başkaldırının Öyküsü
Subutay Gönen aslen Ankaralı. Babası rahmetli, Kırıkkale Mühimmat Fabrikaları’nın müdürüydü. Ailenin beklentisi belliydi; Subutay okuyacak, kimya mühendisi olacaktı. Ancak kader, İsviçre’de otelcilik okuyan ve bu mesleği ona sevdiren bir "abi" figürüyle ağlarını örer.

"Babam mühendis olmamı beklerken, ben çok istediğim turizme burnumu soktum," diyor gülerek. 1969’da Antalya’ya gelişi ise tamamen bir aile girişimiyle başlar: "Eniştem Antalya’da bir otel yaptı, daha doğrusu 12 odalı bir motel. O zamanlar teknoloji falan hak getire! Otelden çıkıp arabayla Side’ye gitmek, manyetolu telefondan daha hızlı ulaşmak demekti. Haberleşmek o kadar zordu ki, birine ulaşmak için yola düşmekten başka çareniz yoktu."


Motel Antalya: "8 Kişiyle Her Şeydik"
1970 yılında, o dönem belgesi olan tek tük işletmelerden biri olan ve 5 nolu turizm tesisi ünvanı olan Motel Antalya’da profesyonel hayata resmen "merhaba" der Subutay Gönen. Bugünün bin kişilik dev kadrolarına inat, o günleri şöyle anlatıyor:"Kaç kişi çalışıyorduk biliyor musun? Kadınlar dahil toplam 8 kişi! Ama ne çalışmak... Hem garsonum, hem resepsiyonistim, hem müdürüm. İş derdi yoktu, işi sahiplenmek vardı. O sekiz kişiyle Almanya’nın en üst düzey yöneticilerini, profesörlerini ağırlardık. Uçaktan inen doğrudan bize gelirdi. Pazarlama mı? Yoktu ki! Bizim tanıtımımız 1972’den sonra başladı, ondan önce turist bizi bulurdu zaten."

Tanju Okan ve Bir Avuç "İhtiyar Delikanlı"
Subutay Bey’in anıları arasında gezindiğinizde, Türk müziğinin efsaneleriyle omuz omuza yürüyorsunuz. Bunlar arasında Tanju Okan ve Zeki Müren de var. Hele bir Tanju Okan dostluğu var ki, anlatırken o günlerin kokusu odaya doluyor:
"Rahmetli Tanju ile çok yakındık. Bir cebinde cin, bir cebinde konyak... Beraber dolaşırdık. Sabah saat 9 dedin mi içmeye başlardı. Antalya'yı çok severdi. O yıllarda festival zamanı bir başka geçerdi Antalya. Zeki Müren’in gelişiyle şehir bayram yerine dönerdi. Millet daha öğlen saatlerinde zeytinyağlı sarmasını, kadehini alır; Paşa’yı görmek için en önden yer tutmaya giderdi. Antalya Zeki Müren’i çok sevdi ama sonra büyük bir hata yapıp onu dışladılar. O da küstü, Bodrum’a gitti. Bodrum’da evini aldı ve Bodrum'u ihya etti ama Antalya çok şey kaybetti.Antalya’nın o eski Altın Portakal ruhu bitti. Yeşilçam kalmadı, her şey değişti"


"Vakit Nasıl Geçti Farkında Bile Değilim"
Yılların nasıl geçtiğini sorduğumda, uzaklara dalıyor Subutay Bey: "Bir de baktım ki emeklilik gelmiş... 15-20 yıl oldu turizmi bırakalı. En son butik otellerde müdürlük yaparak noktaladım. O günleri özlüyor muyum? Hem de nasıl..."
Bugün masada oturduğu bir avuç dostuna bakıyor; Edip diyor, Kaya Gürlesan, Salih Çene, Mehmet Alfuran... "15-20 kişi kaldık biz o eski tüfeklerden," diyor hüzünle.
Gençlere "Ağır" Tavsiyeler ve Zaman Makinesi
Turizme gönül verecek gençlere ise "bedava müdürlük" hayali kurmamalarını öğütlüyor:
"Okulu bitirince hemen müdür koltuğuna oturacağını sanan yanılır. Ben olsam onları önce en ağır işlere koşarım. On gün o çileyi çekip de 'ben gitmiyorum' diyen bu işin piridir. Turizm insanla uğraşma sanatı. Bin yataklı otelde bin 300 kişiyi idare etmek kolay değil. Sebat edeceksin."

Peki, ya bir zaman makinesi olsa?
Subutay Gönen hiç tereddüt etmeden o "imkânsızlıklar" dönemini seçiyor:
"Beni 1972-75 arasına gönderin. İmkân yoktu ama insan gibi davranıp insan gibi çalışmak vardı. Müşteriyle kurduğun o sıcak bağ, o samimiyet... Şimdiki gibi günü kurtarma derdi değil, gönül kazanma derdi vardı."
Subutay Gönen, bugün Antalya turizminin ilk üç ismi sayılsa "ben varım" diyebilecek kadar vakur, bir o kadar da mütevazı. O, Antalya’nın "yokluktan var edilen" turizm mucizesinin en canlı şahidi.







