FİNİKE: MÜCEVHER VAR, SARRAF BEKLENİYOR!
Dün rotam batıdaydı; uçsuz bucaksız sahil bandı, genzinizi yakan o meşhur portakal çiçeği kokusu ve "Cittaslow" unvanıyla ruhumuzu dinlendiren Finike’deydim. Finike, sadece bir geçiş noktası olmanın ötesine geçmek, turizm pastasından hak ettiği payı daha fazla almak için kollarını sıvamış durumda.
Finike Kaymakamlığı koordinasyonunda; Belediye, Akdeniz Üniversitesi ve Finike Eğitim Vakfı iş birliğiyle düzenlenen Finike Turizm Çalıştayı, ilçenin geleceğine dair umut verici bir "ortak akıl" buluşmasına sahne oldu.
Masadaki Finike: Potansiyel Çok, Pay Az
Çalıştay boyunca Kaymakam Musa Kazım Çelik ve Belediye Başkanı Mustafa Geyikçi başta olmak üzere, akademisyenler ve sektör temsilcileriyle birlikte kafa yorduk. Masada yok yoktu: Markalaşma sürecinden deniz turizmine, gençlik ve spor turizminden tarım-turizm entegrasyonuna (Agro-turizm) kadar her detay titizlikle ele alındı.
Ancak bir gerçeği de eğri oturup doğru konuşmak lazım: Finike, Antalya’nın en fazla antik kentine sahip ilçelerinden biri olmasına, Limyra ve Arykanda gibi dünya mirası değerleri barındırmasına ve dünyaca ünlü Likya Yolu'na ev sahipliği yapmasına rağmen, turizmden istediği verimi alamıyor.
Handikaplar ve Gerçekler
Gördüğüm o ki, Finike’de turizm, ne yazık ki hala kent sakinlerinin tam olarak içine nüfuz edebilmiş bir kavram değil. Kent, turizmin getireceği vizyondan biraz uzak kalmış görünüyor.
Peki, neden?
Bölgedeki nitelikli tesis sayısının azlığı nedeniyle kentin "sakin şehir" kimliğini bozmadan konaklama kapasitesinin artırılması gerekirken, havalimanına uzaklığın yarattığı dezavantajın yanı sıra tanıtım eksikliği nedeniyle bölgenin sahip olduğu doğal değerler yeterince bilinmemekte ve turizmin lokalde sadece deniz-kum-güneş odaklı olması sezonu kısıtlayarak ekonomik sürdürülebilirliği zorlaştırmakta...
Peki ya kurtuluş reçetesi: 'Tabii ki öncelik Turizm Master Planı'nda!'
Finike için bu çalıştaydan sonra atılacak ilk ve en hayati adım, ivedilikle bir 'Turizm Master Planı'na kavuşmaktır. Bu plan olmadan yapılacak her hamle, kentin o kendine has dokusuna zarar verme riski taşır diye düşünüyorum. Ben, kentin kimliğini bozacak bir turizm anlayışına şimdiden karşı olduğumu net bir şekilde belirtmek isterim. Bizim ihtiyacımız; beton yığınları değil, doğayı koruyan, yerel esnafı ve Finike'de yaşayanları sistemin içine dahil eden "nitelikli" bir büyüme olmalıdır.
Sonuç Olarak...
Limyra’nın suları hala serin akarken, portakal bahçeleri hala umut saçarken Finike’nin bu enerjisini kaybetmemesi gerekiyor. Özellikle bu yapının bozulmadan, genç nüfusun turizmde istihdam edildiği, kentin sokaklarından evlerine kadar turizmin sıcak yüzünü gösterdiği, sosyal alanların canlandığı ve antik kentlerin çevre düzenlemeleriyle birer açık hava müzesine dönüştüğü bir Finike hayal değil.
Kısacası, mücevher var, sarraf bekleniyor!
Yeter ki bu çalıştayda ortaya konan o değerli fikirler tozlu raflarda kalmasın, hayata geçsin. Finike, sadece içinden geçilen değil, içinde yaşanılan ve hayran kalınan bir dünya markası olmayı fazlasıyla hak ediyor.
Halil ÖNCÜ / Turizm Dosyası






