AKDENİZ’DEN MEZOPOTAMYA’YA UZANAN UNUTULMAZ YOLCULUK!

AKDENİZ’DEN MEZOPOTAMYA’YA UZANAN UNUTULMAZ YOLCULUK!

Oğlumun askerliği nedeniyle Antalya’dan başlayan yolculuğum, beraberinde kısa ama dopdolu bir geziyi de beraberinde getirdi. İskenderun, Mardin ve tarihin sıfır noktası olarak kabul edilen Göbeklitepe… 

Her biri kendine özgü atmosferiyle hafızamda yer eden duraklar oldu.

Deprem Sonrası Yeniden Doğan Şehir: İskenderun

Birkaç yıl önce ağır bir deprem felaketi yaşayan İskenderun, yeniden ayağa kalkma mücadelesinde önemli yol katetmiş. Şehir, bugün yavaş yavaş eski dinamizmine kavuşmaya başlamış durumda. Kenti gezerken bir yandan inşaat hareketliliği göze çarpıyor, diğer yandan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yapılan sahil düzenleme projesinin şehre kattığı renk hemen fark ediliyor. Sahil oldukça başarılı bir görünüme kavuşmuş.

Ancak dikkat çeken bir diğer konu, şehirdeki otel eksikliği. Sanayi ve askeri hareketliliğin yoğun olduğu bu bölgede düzenlenen etkinlikler sırasında yer bulmak neredeyse imkânsıza yakın. Yatırımcılar için özellikle Arsuz bölgesi ciddi bir potansiyel barındırıyor. Denizi, sahili ve otel yatırımlarına uygun alanlarıyla keşfedilmeyi bekleyen bir bölge olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

İskenderun’a ulaşım ise oldukça rahat. Çevre yolları modern ve kullanımı keyifli. Hatay Havalimanı ile Mersin–Adana Havalimanları bölgeye yakınlığıyla önemli avantaj sağlıyor. Deprem sonrası yeniden yapılanma sürecinde bölgede adeta yeni bir hayat filizleniyor. Yaşanan acıları düşündükçe bu ayağa kalkış çok daha anlamlı hale geliyor.

Taşların ve Mistik Tarihin Şehri: Mardin

İskenderun’dan ayrıldıktan sonra yolumuz Mardin’e düştü. Yaklaşık altı saati aşkı süren yolculuk boyunca otobanların çoğu oldukça iyi olsa da Viranşehir–Mardin arasındaki bölümün ağır vasıta trafiği nedeniyle yıprandığını görmek mümkün. Ulaştırma Bakanlığı’nın bu bölge için çalışma yapması gerektiğini düşünüyorum.

Mardin’e yaklaşırken coğrafyanın bir anda değiştiğini hissediyorsunuz. Yeşilin giderek azaldığı, taşlık ve kızıl tonların hâkim olduğu bu arazi adeta Mars yüzeyini andırıyor. Zorlu bir coğrafyanın içinde yükselen Mardin ise başlı başına bir hazine.

Son yıllarda turizmin parlayan yıldızlarından olan Mardin’de birçok zincir otelin açıldığını görüyoruz. Türkiye’nin ve dünyanın dört bir yanından turistler kente akın ediyor. Özellikle bu bölgede çekilen diziler ise bölgeye olan ilginin artması adına büyük katkı sunuyor. Önceki günlerde Antalya'da bir araya geldiğimiz Jolly Tur Yönetim Kurulu Başkanı Mete Vardar'da bu bölge ile ilgili yaptığı açıklamasında dizi filmlerin turizme büyük katkı sunduğunu ve bu konuda da Mardin'in önemli yere sahip olduğunu söylemişti. Gerçekten de bu etki görülebiliyor. Başta Mardin'in taş mimarisini ve tarihi dokusuyla sunan Sıla dizisi olmak üzere Aşka Sürgün, Bir bulut olsam ve Uzak Şehir gibi güncel dizi çekimleri bölgenin keşfedilmesi için katkı sunuyor. Akşam saatlerinde ulaştığımız şehir, eski ve yeni Mardin olarak iki farklı doku sundu bizlere.

Eski Mardin ise bambaşka…

Her sokağına mistik bir hava sinmiş bu tarihi bölgeyi gezmek insanı âdeta bir zaman tüneline sokuyor. Mezopotamya Ovası’na hâkim tepeden yapılan seyir, tarifsiz bir manzara sunuyor. Camilerin ve kiliselerin yan yana yer aldığı bu kadim şehir, insanlığa hoşgörü dersi verir nitelikte. Fotoğraf ve videolarla doyamadığımız Mardin, tekrar ve daha uzun süreli ziyaret edilmesi gereken yerlerin başında geliyor.

Tarihin Başladığı Yer: Göbeklitepe

Uzun zamandır görmek istediğim Göbeklitepe’ye nihayet yolumuzu çevirdik. Şanlıurfa şehir merkezine oldukça yakın olan bu eşsiz arkeolojik alan, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın titiz çalışmaları eşliğinde ziyaretçilerini ağırlıyor.

Girişte yer alan bilgilendirici alan sayesinde Göbeklitepe’nin önemini çok daha iyi anlayarak geziye başlıyorsunuz. Ardından shuttle araçlarla kazı alanına ulaşıyorsunuz. Anıt taşların arasında dolaşırken tarihin en eski inanç merkezlerinden birinin tam ortasında olduğunuzu hissetmek insanda tarifsiz bir heyecan yaratıyor. Bu topraklar, tarihin sıfır noktası olarak kabul edilmesinin hakkını fazlasıyla veriyor.

Göbeklitepe, insanı hem düşünmeye hem de hayran bırakmaya zorlayan çok özel bir yer. Binlerce yıl öncesine uzanan bu kalıntıların arasında yürürken, adeta medeniyetin başlangıcına dokunuyorsunuz.

Bu yolculuk; İskenderun’un yeniden doğuşunu, Mardin’in büyülü ruhunu ve Göbeklitepe’nin gizemli tarihini bir araya getiren benzersiz bir deneyim oldu. Kısa sürede çok şey gördüm, çok şey hissettim. Her biri ayrı bir hikâye, ayrı bir zaman kapısıydı…

Ve eminim ki bu güzergâh, tekrar tekrar gidilecek kadar özel.

Halil ÖNCÜ / Turizm Doyası