TURİZMDE FIRTINALI DÖNEM!
Türk turizmi, tarihinin en karmaşık ve çok bilinmeyenli denklemlerinden biriyle karşı karşıya. Sektör bir yandan küresel ekonomik daralmanın pençesinde kıvranırken, diğer yandan jeopolitik bir ateş çemberinin ortasında ayakta kalma mücadelesi veriyor.
Artık yalnızca “doldur-boşalt” anlayışıyla, güneş-kum-deniz üçlüsünün cazibesine güvenerek bu fırtınayı atlatmak pek mümkün görünmüyor. Nitekim sektörün tüm dinamikleri de yaptıkları açıklamalarla bu gerçeği açıkça ortaya koyuyor.
Maliyet–Fiyat Kıskacı
Bugün turizmcinin uykusunu kaçıran en büyük başlık: Maliyet–fiyat dengesi.
Yüksek enflasyonun etkisiyle personel, enerji ve gıda maliyetlerinde yaşanan ciddi artışlar işletmeleri fiyat yükseltmeye zorluyor. Ancak madalyonun diğer yüzünde, ana pazarımız olan Avrupa başta olmak üzere dünyada yaşanan ekonomik durgunluk var.
Avrupalı turistin alım gücü düşerken, Türkiye’nin yıllardır güçlü bir şekilde taşıdığı “ucuz ve kaliteli destinasyon” imajı ciddi bir sınavdan geçiyor. Fiyat artırmak zorundayız; ancak fiyat artırdıkça rekabet gücümüzü test ediyoruz. İşte tam da bu noktada ince bir denge söz konusu.
Turizm ve Savaşın Gölgesi
Turizmle yan yana getirmeyi hiç sevmediğim bir kelime var: Savaş!
Turizm doğası gereği barışı, huzuru ve istikrarı sever. Ancak haritaya baktığımızda tablo ne yazık ki iç açıcı değil.
Karadeniz’in kuzeyinde süregelen Rusya–Ukrayna savaşı, ana pazarlarımızı doğrudan etkiliyor. Bu trajedi yalnızca turist sayısını değil, pazar dinamiklerini de kökten değiştirdi. Üstelik yaşanan insanlık dramı, işin ekonomik boyutunun çok ötesinde bir acıyı da beraberinde getiriyor.
Ortadoğu’daki gerilim ise başka bir ateş çemberi. Suriye’deki gelişmeler, Lübnan ve Gazze’de yaşananlar, İsrail–İran hattında tırmanan gerilim ve Körfez’deki hareketlilik; bölgeye yönelik “güvenli liman” algısını zedeliyor.
Hepimiz çok iyi biliyoruz ki bir turizm destinasyonu için en tehlikeli şey, komşularından ve bulunduğu coğrafyadan yükselen dumanlardır.
Yeni ve Güçlü Rakipler
Bir diğer önemli başlık ise rekabet.
Yıllardır “vazgeçilmeziz” dediğimiz noktada rakiplerimiz stratejik hamlelerini birer birer hayata geçiriyor.
Mısır agresif fiyat politikası, yenilenen tesisleri ve tarihi mirasını daha güçlü pazarlamasıyla pazar payını artırıyor.
Suudi Arabistan ise milyarlarca dolarlık Saudi Vision 2030 projeleriyle turizmin yeni süper gücü olma yolunda hızla ilerliyor.
Artık sadece kendi iç dinamiklerimizle değil, devasa yatırımlar yapan ve uzun vadeli planlamayla hareket eden bu yeni aktörlerle de yarışmak zorundayız.
Yol Ayrımı gibi!
Türkiye turizmi bugün bir yol ayrımında.
Ya maliyet ve rekabet baskısı altında standartlarını aşağı çekecek ya da yüksek nitelikli, katma değer üreten, teknoloji odaklı ve yeni pazarlara yönelen bir dönüşümle bu süreci fırsata çevirecek. Jeopolitik riskleri yönetmek belki doğrudan bizim elimizde değil. Ancak maliyet kontrolü, hizmet çeşitliliği, marka değerini koruma, dijital tanıtım stratejileri ve sürdürülebilirlik vizyonu tamamen bizim irademize bağlı.
Unutmayalım; turizmde fırtına sert esiyor.
Ama iyi bir kaptan rüzgârın dinmesini beklemez.
Yelkenlerini rüzgâra göre ayarlar.
Halil ÖNCÜ / TURİZM DOSYASI







