TURGAY GENÇ YAZIYOR! ''EKONOMİK KRİZİ YÖNETEBİLDİK Mİ ?''
O dönemde posta gazetesinde yayınlanan makalemde otelleri yaptıkları yanlış konusunda uyarmıştım.Bayram sonrası dış marketlerde ki partnerlerimizin yapılan yanlışa gösterdiği tepkiyi hep beraber basından izledik.
Bu konuda yapmış olduğumuz hataların bedelini çok ağır ödemeye başladık.
Yine işletmelerimiz krizin yükünü çalışanlara yüklediler. Personel maaşlarında her hangi bir ücret zammına gidilmemesini ve çok düşük ücretlere çalışan otel yöneticilerini de eklersek işletmelerimiz çalışanlarının güçlendirilmesi adına adımlar atmamışlardır. Bu sene Turizm işletmelerinin her zamankinden daha erken kapılarına kilit vurmasını ekler, piyasada nakit yerine, uzun vadeli çeklerin döndüğünü,birçok otelin tur operatöründen ödeme alamadığını görmezden gelmez isek sektörün ve siyasi iktidarın krizi iyi yönetemediği gerçeği ile yüzleşmek zorunda kalırız.Bir çok konaklama işletmesinin el değiştirmesi ve bir çok tesisin satışa çıkarılması krizi yönetemediğimizin en büyük göstergesidir..
Krizi yönetemediğimizi daha net açıklamak gerekirse;
Nakit yönetimi yapamadık, Kısa vadeli fayda sağlamak amacı ile acele ve çabuk kararlar aldık. Sektöre yön veren kurumlar sektör ile sektörün gidişatı hakkında yeterli bilgi alışverişinde bulunmadılar.Sektör, Devlet tarafından desteklenmedi.Tesisler çalışanların bağlılığını arttıracak davranışlar sergilemediler.
2010 Beklentilerimiz;
Bütün bu olumsuzluklara ve tüm eksikliklerimize rağmen ülkemiz emsalsiz bir doğaya, kültürel ve tarihi zenginliğe sahip.Ve bu zenginlik bizi yukarılara taşımaya devam edecek,Türkiye her zaman albenisi olan ülke konumunda olacaktır.
Eğer biz otelciler Stratejik planlarımızı adı kalite ile anılan, krizlere karşı dayanıklı, mükemmel bir Turizm olgusu inşa etmek çerçevesinde şekillendirir ve mevcut turizm potansiyelimiz ile bütünleştirebilirsek;önümüzde hiçbir sorun kalmayacak ve bu durum itici güç olacaktır.
Bu noktada siyasi iktidarın “benim elmam kötü” dememesi ve pazarcıyı desteklemesi gerekiyor.
2010 yazını satmaya başladığımız şu dönemde kontratlar domuz gribi haberlerinin çığırtkanlığında yapılıyor.Yani bozuk zeminde maça çıkıyoruz. Tabi ki başımızı deve kuşu misali kumun altına gömmeyeceğiz. Fakat bu kadar çığırtkanlık yapmamıza gerek yok. Hepimizin hatırladığı gibi geçmişte bir mavi çarşı bombalaması yaşamıştık.İnanın bu kötü olay iki hafta boyunca her akşam Ana haber bültenlerindeydi.Sanki Türkiye bir terör ülkesiydi.
Avrupa’ya, Londra metrosunda ki terör eylemine bakın.Haberler bizde ki kadar abartılmadı.
Basın kuruluşları domuz gribi haberlerini abartarak turizme zarar vermemeli…
Eğer herkes söylemlerinde ciddi ise,turizm sektöründen beklentiler yüksek ise; Basın haberlerde aşırıya kaçmamalı, Hükümet ‘’bütçem açık verdi. Otelciler gelin bakalım buraya biraz daha boğazınızı sıkayım’’dememeli, Yine otelciler kalite standartlarını işlevsel yapılarında benimsemelidir.
‘’Efendim işte sahil otellerinde sadece yazı satabiliyoruz, kışın kapatmak zorunda kalıyoruz. Hangi kaliteden bahsediyorsunuz?’’ demek çözüm değil. Belek ve Alanya Bölgesinde başarılı çalışmaları olan ve yüksek fiyatlardan oda satan otellerimiz mevcut.Bununla birlikte bu otellerimizi gezdiğinizde bu otellerin kaliteden ödün vermediklerini göreceksiniz.
İşte bu tesisler tanıtımda da büyük hizmetler sunuyorlar.
Çok iyi hatırlıyorum da; okuldan mezun olduğumuz dönemde adını vermek istemediğim dünyaca ünlü, dünyanın en kaliteli otelcilik programını öğrenebilmek için ücretsiz çalışmaya bile razıydık.
Bugüne bakın o zaman öğrenmek için can attığımız bu programı şuan sadece kurumsal zincirlerin kullandığını görüyoruz. Bununla birlikte 1000-1500 Dolarlık programlarında piyasada yer edindiğini görüyoruz. Bu bizim parayı ön planda tutuğumuzu kaliteyi önemsemediğimizi gösteriyor.
Sonuç olarak karşımıza 2010’lu yıllara girerken hala çarşaf kullanan, yumurta isteyen misafire yabancı dil bilmediği için derdini anlatamayan’’yumurta lokur lokur yada yumurta cosssssssss’’hareketleri ile kendini anlatmaya çalışan personel geliyor.
Yine şehir otelciliğimizin yıldızı parlıyor.Fakat sektörü bir bütün olarak ele almak zorundayız. Ekonomik krizin etkisinin azalması ve iş hayatımızdaki canlanmanın etkisi ile 2010 yılında şehir otellerimizin dolulukları artacaktır. 2010 yılında da şehir merkezlerinde ve termal merkezlerde Otel yatırımlarının hız kazanacağını göreceğiz. Burada yatırımların bir program dahilinde yapılması önemli.
Kısacası ülkemiz turizmi parlak bir geleceğe sahip.Şahsen 2010 ‘dan ve gelecekten umutluyum yeter ki kendi gemimizi batırmayalım.
2010’u ve geleceğimizi ancak her anlamda kaliteli hizmet ve kaliteli personel anlayışını işletmelerimizde benimseyerek, toplumumuzun tüm bireyleri ile turizm olgusunun önemini kavrayarak ve turizmi koşulsuz,şartsız destekleyerek,kültürel,tarihi ve doğal zenginliklerimize sahip çıkarak,iyi bir nakit yönetimi ile kazanabiliriz.Eğer bunları başarırsak krizlere daha dayanıklı oluruz.Bir bütün olarak bunları başaramazsak bütün beklentilerimiz boşa çıkar.
Birkaç tesisimizin başarıları ile övünmekle yetinmek zorunda kalırız.Krizi yönetmek,krizlerden başarı ile çıkmak tabi ki önemli.Fakat Devletimizin ve bizim asli görevimiz.Krizlere dayanıklı,güçlü bir sektör yaratmak olmalı.
Örnekle açıklamak gerekirse yaşanan 2001 krizine bakalım.Sağlam Temeller üzerine kurulmamış ve güçsüz olan,gerek içi boşaltılarak gerekse yüksek kurun altında ezilen ve döviz rezervleri eriyerek iflas noktasına gelen bankacılık sektörümüz krizde neredeyse çöktü.Bunun üzerine devlet önce bankacılık sektörünü finansal açıdan destekledi.Sonra gerekli bankacılık denetleme ve düzenleme kurumlarını kurarak bankacılık sektörünü ayağa kaldırdı.Bugün bankacılık sektörü her zamankinden daha güçlü.Turizm sektörünün de
Ciddi anlamda desteğe ve yasal düzenlemelere ihtiyacı var.Krizler de elbette acil koruyucu önlemler alınmalı.Fakat krizlerden önce tedavi edici,sektörü sağlığına kavuşturacak acil yasal düzenlemeler yapılmalı ki sektör yeni krizlere karşı dayanıklı hale gelsin.
IMF ile Stand By anlaşmasının gündemde olduğu günleri hatırlıyorsunuz.O günlerde özel sektöründe talebi üzerine İnternational Monetary Fund(IMF)’ın kapısını 8 Milyar Dolar için çalmıştık.Oysa Türkiye IMF ile 8 Milyar dolarlık bir stand by imzalamak zorunda değildi.Bu kadar güçlü olan ve Turizm potansiyeline sahip olan bir ülke kendi iç dinamiklerini harekete geçirdiğinde Yeni dünya düzeninde daha güçlü bir konumda olacaktır.Unutulmamalıdır ki;IMF Stand by imzaladığı ülkelerden ciddi yapısal reformlar ve kemer sıkma politikaları istemekte,IMF’nin öncelikli politikaları arasında ülkede ki sosyal yaşam standardının artması ve refahın yükselmesi gelmemektedir.IMF den 8 Milyar dolar beklerken,kendi iç gücümüz olan Turizm sektörünün getirisi ve potansiyeli dikkate alınmamaktadır.Eğer ki Türkiye akıllı hareket eder sahip olduğu tarihi,kültürel ve doğal zenginliğin gücünü kullanabilir ve Güçlü bir Turizm olgusu yaratabilirse ki; bunu tüm bireylerimiz,sivil toplum kuruluşlarımız ve devlet eli ile gerçekleştirebiliriz 2020 yılında Dünya liderliğine oynayan,Dünya’nın ilk 10 Ekonomisi içerisinde bir Türkiye Hayal olmaktan çıkar,gerçekleşir.
Unutmayalım;Hepimiz aynı gemideyiz.







