BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTELİLER DERNEĞİ 7. OLAĞAN GENEL KURULU

Bakan Günay, Ceylan Intercontinental Otel’de düzenlenen Boğaziçi Üniversiteliler Derneği (BURA) 7. Olağan Genel Kurulu’ndaki konuşmasında, son 30-40 yıl içinde üniversite alanında önemli gelişmelerin yaşandığını söyledi. Günay, bir zamanlar üniversitelerin parmakla sayılabilecek kadar az olduğunu belirterek, kurulma kararı verilenlerle birlikte şu an üniversite sayısının 160’ı aştığını ifade etti.

Anadolu’nun en uç il merkezlerine, ilçe merkezlerine kadar üniversite kampüsleri ve yüksek okulların yayılmaya başladığını kaydeden Günay, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Doğrusu ben bunu baştan sorgulayanlardandım. Bu kadar yaygın bir şekilde üniversite olabilir mi? Üniversite bende hep üniversal bilginin toplandığı yer, biraz yerelin dışına taşma özgürlüğünü kendi öğreticisine ve öğrencisine verebilen bir eğitim kurumu çağrışımı yapar ve bunun doğru bir çağrışım olduğunu düşünüyorum. ‘Acaba bunu Anadolu’da yakalayabilir miyiz?’ sorusu vardı. Son yıllarda gezerken görüyorum Hakkari’de Oxford mezunu bir rektör var. Espri yapmıyorum, Anadolu’nun birçok yerinde dünyadaki en yüksek üniversitelerde eğitim görmüş, üniversitenin ne olduğunu bilen öğreticiler şimdi gidip oralarda bir tür somut vatanseverlik gösterisi sergiliyorlar. Ufku Türkiye dışına taşmış, Türkiye’den çok şey öğrenmiş, Türkiye dışında çok şey öğrenmiş ve tekrar gelmiş, bu bilgisini Türkiye’ye intikal ettiren eğiticilerin Anadolu’ya yayılmasının bir tür eğitim devrimi olabileceğini, bunun filizlerini oluşturduğumuzu düşünüyorum. Bu açıdan çok da yanlış değil, Anadolu’ya üniversiteleri yaymaya çalışmak.”

 Bakan Günay, gelinen noktanın, üniversiteler için sayısal ve nicelik olarak bir doygunluk noktası olduğunu düşündüğünü dile getirerek, “Bundan sonra niteliğe dönmemiz gerektiğini düşünüyorum. Bundan sonra yeni üniversite açmak, üniversite binası yapmak, yurt binası yapmak yerine eğitici yetiştirmek ve öğrencilerin öğrenim düzeyini yukarıya çekmeye çalışmak, galiba şimdi asli görevimiz olması gerekir diye düşünüyorum” dedi.

“ÜNİVERSİTENİN EN BÜYÜK DÜŞMANI TAM DOĞRUYU YAKALAMA İDDİASIDIR”

Üniversitenin olmazsa olmaz birkaç kavram üzerinde yükseldiğini düşündüğünü aktaran Günay, bunları düşünme ve araştırma hürriyeti, soru sorma ve resmi ya da insanların kendi düşünceleri çerçevesinde girilmez olan konulara girme cesareti ile farklı olana karşı merhamet ve adalet duygusu olarak sıraladı.

Günay, “Üniversitenin en büyük düşmanı bence bir çağda tam doğruyu yakaladığınızı düşünme iddiasıdır. Bu bir tahakkümün işaretidir. Doğruyu sürekli aramak, sürekli yeni soru sormak ve sürekli tabuları sorgulamak ve bir anlamda yıkmak üniversitenin temel görevlerinden biri” diye konuştu.

Boğaziçi Üniversitesinin bu konularda öncü üniversitelerden olduğunu anlatan Günay, “Onun da ben 12 Eylül’de sarsıldığı, sıkıntılar yaşadığı, o tabulara esir olduğu, otoriteye, tahakküme bir ölçüde boyun eğdiği dönemleri bir üzüntüyle hatırlıyorum. Ancak hangi üniversite, hangi eğitim kurumu ya da Türkiye’de hangi başka kurum, o dönemlerde o olumsuz etkilerden önemli biçimde etkilenmedi?” şeklinde konuştu.

“TÜRKİYE, EKONOMİSİ VE DEMOKRASİSİYLE DÜNYAYA ÖRNEK OLMAYA BAŞLADI”

Günay, 2003 yılından bu yana iş başında bulunan istikrarlı bir hükümet anlayışını temsil ettiklerini vurgulayarak, şunları kaydetti:

“Son zamanlarda Türkiye; ekonomide, demokraside önemli mesafeler alıyor. Türkiye, sadece Ortadoğu’da değil, ekonomisi ve demokrasisiyle dünyada örnek olmaya başladı. 2000’li yılların başında dünyadaki 30’lardaki ekonomi sırasından 16. sıraya geldik. Demokraside de 2010 yılının 12 Eylül’ünde bir tür 12 Eylül’ün kaderini tersine çevirerek yaptığımız düzenlemelerle Türkiye’de demokrasi çıtasını da yükseltmeye çalışıyoruz. Yeterli mi? Elbette yeterli değil. Özellikle demokrasi alanında daha çok yapmamız gereken şey var. YÖK, aşağı yukarı eski mantalitesi ve eski anayasal statüsüyle duruyor. Sanıyorum ki 2011 yılından sonra Türkiye’nin yapması gereken o temel, köklü, özgürlükçü anayasa düzenlemesinde, baştan düzenlenmesi gereken temel kurumlardan biri bugünkü YÖK anlayışıdır. Bunu yakın gelecekte gerçekleştireceğimize inanıyorum.”

 Kendilerine “kuru bir kalkınmacılık anlayışını temsil ettikleri” yönünde haksız eleştiriler yöneltildiğini aktaran Günay, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bunun doğru olmadığını, bunun bir ön yargı olduğunu bazı rakamlarla paylaşmak istiyorum. Turizm alanında çağından kopan, dünyadan kopan bir anlayışın turizmde Türkiye’yi ileriye götürmesi değil, geriye götürmesi beklenirdi. Yani dünyaya açılan bir Türkiye olmasaydı, biz herhalde turizmde iyi bir noktaya gelemezdik. 2003 yılı sonunda turizmden elde ettiğimiz gelir itibarıyla dünyada 14., gelen turist sayısı itibarıyla da 20. sıradaydık. 2010 yılı sonu itibarıyla ise gelen turist sayısı bakımından 7. sırada, elde ettiğimiz gelir bakımından da 9. sıradayız. Bu gelir de bence resmi rakamı ifade etmiyor. Aslında gelir itibarıyla 7-8. sıradayız.”

“TARİHİ VARLIKLARA HANGİ DÖNEMDEN OLURSA OLSUN DAHA FAZLA SAHİP ÇIKIYORUZ”

Günay, tarihi varlıklara hangi dönemden olursa olsun daha fazla sahip çıktıklarını, daha fazla kaynak ayırdıklarını, daha fazla restore ettikleri vurgulayarak, deniz kıyılarının da çok daha özenle korunduğunu kaydetti.

Cumhuriyet’in kuruluşundan 2003 yılı başına kadar 42 kültür merkezi yapıldığını belirten Günay, kendilerinin ise göreve geldiklerinden bu yana 40 yeni kültür merkezi açtıklarını ve bu yıl içerisinde de buna 17 merkez daha ekleneceğini dile getirdi.

Günay, Türkiye’nin arkeoloji açısından dünyanın en zengin ülkelerinden biri olduğunu ifade ederek, “2000’li yıllarda devletin verdiği kaynak 1 milyon TL, 2010’da bizim ayırdığımız kaynak 30 milyon TL. 2000’lerde yaptığımız arkeolojik kazı 50 civarındaymış, şimdi 111 kazı yapıyoruz. Türkiye’nin üniversitelerinin arkeoloji enstitüleri, 40 da yabancılar, yani Türkiye topraklarında 151 bilimsel araştırma, kazı yapıyoruz. Yüzey araştırmaları hariç” şeklinde konuştu.

“GEÇEN YILLARDA MÜZELERDEKİ GİŞELERDE YÜZDE 50 KAÇAK VARMIŞ”

Göreve başladığında müzelerden elde edilen gelirin yaklaşık 70 milyon TL olduğunu, 2010 yılını ise 171 milyon TL ile kapattıklarını belirten Günay, “Gişelerde dijital kontrol, turnike sistemi kurduk. Hemen veriler gösterdi ki önceki yıllarda bütün gişelerimizde en az yüzde 50 kaçak varmış” dedi.

Günay, “bakan yer altında çalışıyor, yer üstüne çıkmadı” yönünde de eleştiriler aldığını aktararak, tarihin çok önemli eserlerini de ilk kez kendi dönemlerinde gün yüzüne çıkarmaya çalıştıklarını anlattı.

“Tarihini bilmeyen geleceğini yönlendiremez” diyen Günay, geçmişteki tüm olumlu ve olumsuz birikime sahip olduklarını, hepsinden dersler çıkardıklarını ve hepsinin Türkiye’nin geleceğine ışık tuttuğunu söyledi.

Bakan Günay, dayanışma ve adalet duygusunun bir toplumda diğer bütün değerlerin temeli olduğunu vurgulayarak, “Geçmişte bizim devlet felsefemizde şöyle bir söz vardır: Küfürle iktidar olunabilir ama zulümle olunamaz” dedi.