ADİL GÜRKAN YAZIYOR, '' OTELCİ AĞAM BİRAZ DA BİZ ÖLELİM''
Turizm sektörü ile buluştuğum seksenli yılların başlarından bu yıla doğru baktığımda ‘batık tur operatörleri’ müzesine epeyce bir eser göndermişiz Türkiye olarak.
Birkaç batma macerasının arka planı çok masum olmasa da, çöken tur operatörlerinin neredeyse tamamı piyasa koşullarına uyum sağlayamamaktan hastalanmış, sert rekabet karşısında tedavi şansı bulamamış ve terki diyar eylemiş.
Şimdi bu noktada hain! bir soru takılıyor aklıma…
Yine 1980’lerin sonlarından bugüne doğru hafızamı ve arşivleri tarıyorum. Batan otel sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Hatta bunlara batmak demek de çok doğru olmaz.
İşletmeciliği sürdürememiş. Ama elinde denize sıfır noktada, beş ya da dört yıldızlı bir tesis ve kapı gibi bir tapu var. İyi bir kar ile elinden çıkarmış ve sektörden çekilmiş.
Haydi biraz da şeytanın avukatlığını yapalım ve Sezar’ın payını unutmayalım;
Oteli ortalama beş ile on yıl süreyle, 12 ay ya da sezonluk açık kalmış, işlemiş, müşteri kabul etmiş mi?
Evet.
Otel dışındaki işlerinin finansmanı için, pahalı banka kredileri yerine, işletmesinin günlük nakit akış trafiğini kullanmış mı?
Evet.
Akdeniz ya da Ege’de otel sahibi olmanın sağladığı prestijden her anlamda yarar sağlamış ve yeni çevreler edinmiş mi?
Evet.
Otelinin tanıtım ve pazarlama çalışmaları için, başka zamanlar bulamayacağı yurt dışı fuarlarını değerlendirmiş, bu ülkelerde turizmciler, iş adamları, kamu yöneticileri ile tanışmış, yeni yatırım fırsatları için şans bulabilmiş mi?
Evet.
Standart olarak kendi yaşam seviyesine uygun başka bir otelde tatil yapsa ödeyeceği faturaların yerine, kendi otelinde bedava tatil yapmış, tesisin sağlık merkezinde spor, masaj, terapi uygulamalarından yararlanmış mı?
Evet
Bütün bunların ardından, piyasayı iyi koklamış, tesisini neredeyse açtığı günün fiziksel manzarası ile, üzerine kar koyarak satmış.
Bu durumda, böyle bir otel batışı ile bir tur operatörünün batışını yan yana değerlendirmek biraz hakkaniyetsiz olmaz mı?
Sıfır maliyetli tahsis arazi+ Bir yığın vergi muafiyeti+ İthal malzeme için KDV iadesi+ Son derece uygun koşullarda Turizm Bankası kredileri = Otel Sahipliği.
Sokak ağzı ile konuşmak gerekirse; “Etinden, suyundan, iliğinden de koy demezler mi?”
Bu örnekler, batanlar (!) arasından…
Ya bundan 10-15 yıl önce yola bir tane beş yıldızlı otel ile çıkıp, bugün 3-4 otel sahibi olanlara ne demeli?
Bu gelişmelerden rahatsız mıyım?
Asla!
Hepsinin elinden öperim, önlerinde yerlere kadar eğilirim.
Kum, demir, ahşap, cam, kablo, kiremit ve tuğlaya milyonlarca dolar yatırmak, turizm gibi ekonominin en ödlek sektörüne yatırım riskini üstlenmek yürek ister.
Ben de bu cesur yürekleri sadece kutlayabilirim.
Ama, şimdi, her yıl duyduğumuz ve yıllarca duymaya devam edeceğimiz bir balonu bir daha duymamak adına, bir gerçeği teslim etmek zamanıdır.
Vaktiyle, sektörün karar verme noktasında bir parçası olduğumda, benim de çok tekrarladığım bir ağlama tiradını sona erdirme günüdür;
“ Tur operatörleri otelleri indirimlere zorluyor. Sezonları kafalarına göre kısaltıyor, bize fiyat dayatıyor. İndirimli çocuk yaşını neredeyse 20’lere yükseltecekler. Aslında kışın çoktan satmış oldukları odaları ellerinde tutuyor. Bu odaları, check in gününden birkaç gün önce, oteller arasında açık eksiltmeye çıkarıyor. Zaten kar ettiği paketlerden ekstra karlar vuruyor. Batıyoruz.”
Sevgili tur operatörü dostlarım;
Otel yönetiminde olduğum zamanlar ben de bu tiradı çok seslendirdim. Şimdi, hele küresel turizm pazarına daha vakıf olduğum, her haberi analiz etmek için zamanım ve fırsatım olan şu günlerde, izin verin, ben bir günah çıkartayım.
Siz haklıydınız.
Siz haklısınız.
Sadece son 10 yılda Rusya, Avrupa pazarlarında kaç tane Türkiye kökenli tur operatörü dayanamadı, battı, sayısını hatırlamıyorum.
Ama itiraf edeyim, bu kadar çok bağıran, sizleri suçlayan, battığını haykıran otellerden bir tanesinin bile piyasadan çekildiğini duymadım, görmedim.
10 yıl önce 1 olan otel sayısını bugün 4, 5 yapanlar konusuna hiç girmeyelim. Ama sormaktan da geri kalmayalım;
Yahu çok değerli dostlar…
Çok saygın otel işletmecileri…
Bu nasıl batmak?
Bu nasıl bir ‘tur operatörleri tarafından soyulmak?’
Şimdi burada Hoca’nın meşhur hikayesi gelmez mi akıllara?
Hoca kasabanın zengini tarafından iftara davet edilir.
Bir bakar ki masada kuş sütü eksik. Çorbalar sıcacık. Et yemekleri birkaç çeşit. Pilavların buharı tütüyor. Börekler nar gibi. Meyveler ağzı şelale gibi sulandırıyor. Tatlılar birkaç çeşit.
Ama tuhaf…
Hepsi kocaman bir sofranın bir tarafına istif edilmiş.
Hoca ilkin sofrada zengin ağa ile yan yana oturacağını düşünür, ama yanılmıştır. Uşaklar dev gibi sofranın ta öteki ucuna buyur ederler.
Ezan okunur. Top patlar.
Ağa çorbaya, ete, pilava yumulur…
Hoca ağzı sulanarak izler.
Ağa her lokmada bir de ‘ohhhhh… öldümmmmm’ diye nara atmaktadır.
Midesinin gurultusunu bastıramayan Hoca dayanamaz;
“ Yahu Ağam! Etme… Eyleme… İki lokma da bu tarafa yolla, biraz da biz ölelim!”
Şimdi bu fıkrada Hoca kimi, Ağa kimi hatırlatıyor?
Bilemem… O kadarını da aziz okurlar bulsun… ( KAYNAK: http://www.tourexpi.com )







